Anasayfa / Genel / 1453 Fetih

1453 Fetih

Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi

Bizans’ın sınır boylarında kurulan Osmanlı Devleti daha kuruluş yıllarında İstanbul ile ilgilenmeye başlamıştır. Beylik olduğu dönemde de devlet olduğu dönemde de İstanbul’a ilerlemişler ancak karşılıklı ittifaklar sonucunda ilerleme durdurulmuştur.

Osmanlı, İstanbul’u ilk ciddi kuşatma harekatını I.Bayezid döneminde gerçekleştirmiştir. 1395’te kuşatma altına alınan İstanbul maalesef ki Haçlı kuvvetlerinin Balkanlar’a doğru ilerlemesi üzerine durdurulmuştur.

1453 fetih

Devlet bu döneme kadar birçok sefer ve savaş gerçekleştirmiş ancak İstanbul hep büyük bir tutku olarak gündemde tutmuştur. Nitekim Niğbolu zaferinin ardından İstanbul’u kuşatabilmek için Boğaz’da Anadolu yakasına bir kale yapılmıştır. Kale sayesinde İstanbul’a giriş ve çıkışları kolaylıkla kontrol edebilme şansı elde edebilmişlerdir.

Ancak tarih her zaman planlar dahilinde ilerlemediğini kanıtlarcasına art arda yaşanan olumsuzlukların ardından yine süreç askıya alınmıştır. Timur’un Anadolu’ya girişi, II.Murad döneminde yaşanan Düzme Mustafa isyanı, bu isyanın bastırılma süreci II.Murad’ın kardeşi Mustafa’nın isyanı bütün girişimlerin adeta boşa gitmesine yol açmıştır.

Genç yaşta başa geçen Sultan Mehmet ise İstanbul’u elde etme tutkusunu yitirmemiş ancak önceliğini gerekli şartların oluşmasına adamıştır. İlk tahta çıktığı zamanlar babası II.Murad ve Çandarlı Halil Paşa’nın baskısından oldukça bunalmıştır. Bu baskının sona ermesi için bir başarı elde etmek zorunda olduğunu bilen Sultan Mehmet geleceğinin garantisi olarak İstanbul’un fethini görmüştür. İkinci defa tahta çıktığında ise tecrübesini artırdığı için Çandarlı Halil Paşa’yı denetim altında tutmak için kendine yakın bir mevkide tutmuştur. Amacı güvendiği adamları Şehabeddin Paşa, Saruca Paşa ve Zağanos Paşa’yı divanında tutarak Çandarlı Halil Paşa’nın yeniçerilerden aldığı gücü etkisizleştirmektir. Sultan Mehmet, aynı zamanda bu tecrübeli paşanın diplomasi bilgisinden de yaralanmak istemiştir. Daha önce tahtan inmesine neden olan Haçlıların yeni bir müdahalesi ile karşılaşırsa Çandarlı Halil Paşa’nın bu olayı çözeceğine inanmıştır. Nitekim Bizans’ı oyalayabilecek bir politika izlemeyi başarmıştır Çandarlı Halil Paşa.

1453 fetih

Sultan Mehmet, fetih için öncelikli olarak malzeme ve mühimmat elde etmek istemiştir. Saltanatın başında büyük bir kaynak sıkıntı çekmiş, hazineye gelir temin edememiştir. Ancak büyük rüyası için bu kaynağı sağlamak zorunda olduğunun da bilincinde hareket etmiş, maalesef ki kuşatma için halka yeni vergiler yüklemiştir. Bütün kaynaklar İstanbul’un fethine aktarılmıştır. Bu anlamda gümrük oranları bile artırılmıştır.

Askeri hazırlıkları da Padişah, kara ve deniz kuvvetleri şeklinde düzenlemiştir. Kara kuvvetleri için surları yıkabilecek ateşli silahlar ve savaş makinelerinin temini için çalışmalar Edirne’de yürütülmüştür. Hem yerli hem yabancı ustalar bu malzemelerin yapımında çalışmıştır. Bu hazırlıklar aynı zamanda tarihte bir ilki gerçekleştirmiştir. Dünya savaş tarihinde ateşli silahların en etkili olarak ve özel bir atış tekniği ile kullanıldığı kuşatma olarak tarihe geçmiştir.

İstanbul’un sadece karadan yürütülen operasyonlarla kuşatılmayacağının farkında olan Sultan Mehmet, deniz gücü takviyesine yoğunlaşmıştır. Bu nedenle yeni gemilerin inşası için Sultan Mehmet emir vermiştir. 12 kadırga, 70 kalyete, 20 küçük gemi Padişahın emriyle yapılmıştır. Gemilerin yapılması tek başına bir çözüm olamamıştır. Çünkü gemilerin teknik olarak yetersiz olması ve mürettebatın tecrübesiz olması ciddi sorun yaratmıştır.

Aynı zamanda Sultan Mehmet bu dönemde Sultan Bayezid döneminde yapılan Rumeli Hisarına ek olarak Anadolu Hisarını yaptırmış böylece Boğaz’ın kontrolü anlamında büyük güç elde etmiştir.

1453 fetih

Padişah Sultan Mehmet, fetih hazırlıklarını büyük bir sabırla sürdürmüştür. Hisarın tamamlanmasına yakın bir zamanda Sultan II. Mehmet şehir surlarının önünde incelemelerde bulunmuştur. Üç gün boyunca incelemeler yapması Bizans İmparatorunu tedirgin etmiş, şehrin tehlike altında olduğunu anlamasını sağlamıştır. Bu süreçte Venedikliler de elim bir olayla kendilerini savaşın içinde bulmuşlardır. Boğaz’dan geçmeye çalışan Venedik gemisinin engellenmesiyle savaşın içinde yer almak zorunda kalmışlardır. Bu olaylar neticesinde Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek istediği kesin olarak anlaşılmıştır. Venedikliler Sultan Mehmet’in bu kararlılığı karşısında ikiye bölünmüştür. Çünkü Osmanlı limanlarında ticaret yapan Venediklilerin Bizanslılar ile de ticaret anlaşması bulunmaktadır. Venedikliler, hangi tarafta yer almaları gerektiğine karar verememişlerdir. Aynı şekilde Galata’da kolonisi olan Cenevizliler de birtakım problemle yaşamıştır. Venediklilerin ve Cenevizlerin problemleri devam ederken Osmanlı kuşatma hazırlıklarına devam etmiştir.

Sultan Mehmet, İstanbul surlarını incelerken önemli tespitlerde bulunmuştur. Surlar bütün azametli görüntüsüne rağmen onarım görmemişti. Yine de 22km. uzunluğunda olan bu surları geçmenin oldukça zor olduğunun bilincinde hareket etmiştir Sultan Mehmet.

Sultan Mehmet kuşatmanın her bir anını bizzat kendisi planlamıştır. Bu konuda da Padişahın kuşatma teknikleri üzerine birçok kitap okuduğu rivayet edilmiştir. Surların boyunun uzun olması Bizans’a savunma kolaylığı sunmuştur. Bu yüzden uzun sürecek bir abluka planı yerine kısa süreli bir saldırı planı öngörmüş, bir an önce şehri ele geçirmek istemiştir.

Kuşatmaya katılan Osmanlı kuvvetlerinin oldukça kalabalık olduğu kaynaklarda yer edinmiştir. Ordunun içinde birçok gönüllünün yer aldığı hatta şeyhlerin, dervişlerin de olduğu bildirilmiştir.

Sultan Mehmet ise bu ordudan aldığı manevi gücün yanında en büyük desteği Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi dönemin tanınmış alimlerinden almıştır.

Osmanlı ordusunun öncüleri 2 Nisan’da surların önünde görünmüştür. Öncü kuvvetle Bizans arasında ufak çaplı bir çarpışma yaşandıysa da Bizans askerleri öncü kuvvetinin ardından Osmanlı kuvvetlerinin olduğunu görünce geri çekilmeye başlamıştır.

1453 fetih

Mücadele her gün daha da güçlenerek devam etmiştir. Kimi araştırmacılar gerçek kuşatmanın 6 Nisan’da ya da 12 Nisan’da büyük topun ateşlenmesiyle başladığını iddia etmiştir. Bu top atışları surları büyük oranda tahrip etmiş ancak Bizans ordusu bu surları tamir etmek için vakit kaybetmemişlerdir.

Topla saldırmalar sürekli devam etmiş, 20 Nisan’da olumsuz hava şartlarının üç Cenevizli savaş gemisinin Haliç’e kadar girmesi Osmanlı ordusunun motivasyonunu düşürmüştür. Bu başarısızlık başta Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’i oldukça sinirlendirmiş; Çandarlı Halil Paşa da bu karmaşadan yararlanarak kuşatmanın kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Ancak gerek Akşemseddin’in ‘hükmünü yürütmekten aciz’ ikazı gerek Molla Gürani ve Molla Hüsrev’in telkinleri Sultan Mehmet’in yolundan dönmesini engellemiştir.

Bu başarısızlığı gidermek için Fatih Sultan Mehmet, Haliç surlarını baskı altında tutma kararını almıştır. Ancak dönemin şartları gemilerin bölgeye ulaşmasını engellemiştir. İşte tam da bu noktada Padişah dehasını konuşturmuş, gemileri karadan yürütme kararı almıştır. İnsan ve makine gücüyle Kasımpaşa sırtlarına çekilen gemiler Haliç tarafına 21 Nisan’ı 22’sine bağlayan gece başarıyla indirilmiştir.

Haliç’te Osmanlı gemilerini gören Bizanslılar büyük paniğe kapılmışlardır. Osmanlı, bu aşamadan sonra manevi olarak büyük güç kazanmıştır. Ancak bu manevi üstlüğünü başarıya dönüştürememişlerdir. Savaş tüm hızıyla devam etmiş ancak Osmanlı istediği askeri üstünlüğü henüz sağlayamamıştır.

6 Mayıs’ta karada Bayrampaşa surlarının olduğu bölgede savaş alevlenmiş ancak yine bir üstünlük kurulamamıştır. Fatih Sultan Mehmet’in emriyle 16 Mayıs’ta şehrin merkezine ulaşacak büyük bir tünel kazılmıştır. Bu tüneller Bizanslılar tarafından fark edilmiş böylece yine bir başarı elde edilememiştir. Çarpışmalar olanca hızıyla ve birçok fikirle devam etmiştir. 18 Mayıs’ta yürüyen devasa kuleler inşa edilmiş ancak surları yok etmek için harekete geçtikleri an bu yürüyen kuleler Bizanslılar tarafından yerle bir edilmiştir.

Savaş uzadıkça Osmanlı askerileri atış teknikleri geliştirmiş, surları yıkabilmek için topların duvara üçgen bir şekilde denk gelmesini ve ardından attıkları toplarla da çökertmeyi planlamışlardır. Bu savaş taktikleri tarihte ilk defa İstanbul’un fethinde uygulanmıştır.

Yedi haftadır süren kuşatma halkı da orduyu da yormuştur. Özellikle şehir halkı sürekli patlayan toplar yüzünden can güvenliğinden de şüphe etmeye başlamıştır.

Padişah, halkın yorgunluğunun farkına vardığı için İsfendiyaroğlu İsmail Beyi elçi olarak göndererek şehrin teslim edilmesini, halkın canına ve malına dokunulmayacağını, İmparatora da Mora despotluğunun verileceğini hatta isteyenlerin gitmek istedikleri yere güvenli bir şekilde gönderileceğini temin etmiştir. Ancak teklif kabul görmemiştir.

Padişah bunun üzerine son saldırıyı gerçekleştirmek ve İstanbul’u elde etmek için plan yapmıştır. Bu plan dahilinde Zağanos Paşa, Haliç surlarına saldıracak; Karaca Paşa Haliç surlarına kadar olan bölgeye, İshak Paşa ve Mahmut Paşa da merkezden Marmara sahillerine uzanan kesime, Padişahın bulunduğu merkez kuvvetleri de Bayrampaşa deresi üzerinden surlara saldırmayı hedeflemiştir. Böylece Topkapı ve Edirnekapı arasında kuşatmanın ağırlığı yoğunlaşmıştır. Bu hazırlıklardan haberi olan Bizans kuvvetleri artık yapabilecekleri çok da bir şey olmayacağının farkına varmışçasına Ayasofya’da dini törenlerle vaktini geçirmiştir. 28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece Osmanlı ordusu, Bizans’ı büyük bir korkuya sürüklemiştir. Osmanlı ordusu surları gündüz gibi aydınlatan ışıkları söndürerek Bizans ordusuna son vurucu darbeyi indirmiştir. 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı İstanbul tamamen Bizans’ın kontrolünden çıkmış, Sultan Mehmet büyük hayali İstanbul’a kavuşmuştur.

1453 fetih

Fatih Sultan Mehmet, bir rüyayı gerçeğe dönüştürmüş ‘Cihan Hükümdarı’dır.

563 yıl önce gerçekleşen bu büyük başarının yıldönümünde yaşadığımızın coğrafyanın kıymetini bilmemiz dileğiyle…

Kaynak: Yavuz Bahadıroğlu, Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi

Prof. Dr. Feridun Emecen, İstanbul’un Fethi

 

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün Milli Eğitime Bakışı

Atatürk’ün Milli Eğitim İle İlgili Sözleri Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.