Anasayfa / Atatürk / Atatürk ve İktisadi Kalkınma

Atatürk ve İktisadi Kalkınma

“Bir ulusun hayatıyla doğrudan doğruya ilgili olan ekonomisi, çöküşünün de yükselişinin de nedenidir. Zamanımız bir iktisat çağıdır. Kılıç kullanan kol yorulur ama saban kullanan kol yorulmaz, her gün daha çok güçlenir ve toprağına daha iyi sahip olur. Osmanlı İmparatorluğu her şeyden önce sabanın karşısında yenildi. Kılıçla zafer kazananlar er geç yerlerini sabanla zafer kazananlara bırakmak zorunda kalırlar. Ulusal egemenlik, iktisadî egemenlikle birleştirilmelidir yoksa kazanılan askerî ve siyasî başarılardan olumlu sonuçlar elde edilemez” 

Mustafa Kemal ATATÜRK (1923 İzmir İktisat Kongresi)

Mustafa Kemal Atatürk, Türk Cumhuriyetini inşa ederken ‘tam bağımsızlık’ düşüncesini vurgulamıştır. Özellikle ‘ekonomik’ olarak bağımsız olmayan bir toplumun asla tam bağımsızlığı yakalayamayacağını belirtmiştir.

Yazımıza Atatürk’ün iktisadi planlaması hakkında bilgi vermeden önce özellikle belirtmek istediğimiz bir nokta var: ‘Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin başında bulunduğu 15 yıl boyunca yabancı bir devletten hiçbir şekilde borç almayı kabul etmemiştir.’ Herhangi bir devletten borç almak demek verdikleri kurtuluş mücadelesinin ruhuna büyük bir darbe olacaktır. Atatürk, Türk ulusunun bağımsızlığı için verdikleri mücadeleyi bir an bile aklından çıkarmamış ve iktisadi planlamayı da daima ‘milli değerlerle’ oluşturmuştur.

“…askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferler yaşayamaz, kısa zamanda söner”

Atatürk, birçok alanda Türk ulusuna öncü olmuş, onlar için bir yön çizmiştir. Ancak bunu yaparken asla tek tip bir doğru, tek tip bir anlayış benimsememiş daima yeni ve Türk milletini ileriye taşıyacak düşüncelerin peşini kovalamıştır.

İktisadi alanda çizdiği politikanın temelini ise ‘ekonomik bağımsızlık ve ekonomik istikrar’ oluşturmuştur.

izmir-iktisat-kongresi

Ekonomik kalkınmaya odaklanan Mustafa Kemal Atatürk, para değerinin de istikrarına önem vermiştir. Türk milletinin yöneticisi olduğu günlerde enflasyonu daima dengede tutacak adımlar atmıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında, sonrasında da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde gereksiz ve karşılıksız para basımına müsaade etmemiştir. O’na önerilen dış ülkelerden borç almayı da ekonomik özgürlüğü ve dengeyi tehlikeye sokacağı için şiddetle reddetmiştir.

Atatürk’ün öngörülü bu adımları sayesinde Atatürk’ün yönettiği dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nde herhangi bir enflasyon problemi yaşanmamıştır.

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne fakirlik, dış borçlar, dışa bağımlılık (bunun en büyük sebebi yerli sanayinin olmamasıdır), üretimsiz bir toplum miras olarak kalmıştı.

İzlenen yanlış politikalar nedeniyle ülkenin geleceği adına yatırım yapabilecek zengin bir kitle yani Türk burjuvazisi oluşmamıştır. Ülkede sermaye birikiminin olmaması da Atatürk’ün işini oldukça zorlaştırmıştır. Çünkü Osmanlı Dönemi’nde ticaret Türklerin ağırlığıyla değil daha çok Rum, Ermeni ve Yahudi  tüccarların tekelinde yürütülmüştür.

Atatürk öncelikli olarak Osmanlı Dönemi iktisadi yanlışlıkları tespit etmiş ve bu nedenle birçok ekonomik reforma imza atmıştır. Böylece Atatürk büyük bir başarı elde ederek tüm Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca en istikrarlı ekonomik düzeni oluşturmuştur. Bu istikrarı da aslında benimsediği ‘milli iktisat’ kavramıyla başarmıştır.

Peki Atatürk ‘milli iktisat’ ile neyi kast etmiştir?

Biraz önce de belirttiğimiz gibi Osmanlı Dönemi’nde yabancıların elinde olan ekonomik güç Atatürk’ün girişimleriyle yerli tüccarların denetimine sunulmuştur. Böyle Türk burjuvazisi yaratılmak istenmiştir. Bu yaratılmak istenen Türk burjuvazisi o dönemde ‘’Kadro’cu’’ olarak anılmıştır. Kadro’culara göre ekonomiyi ulusal ekonomi anlayışı içinde canlandırmak devletin görevidir ancak sanayi, ticaret, toprak gibi birçok serbest piyasa alanında gelir getirecek bütün teşebbüsler serbest bırakılmalıdır. Atatürk, Kadro’cuların bu görüşünü desteklemiştir çünkü kendi felsefesine de oldukça uygundur bu anlayış. Atatürk de tıpkı Kadro’cular gibi özel girişime dayalı ama özel girişimin yeterli olmadığı alanları devletin ulusal ekonomi temelinde canlandırması gerektiğini savunmuştur.

Bütün bu gelişmeler doğrultusunda Atatürk iktisadi yapılandırmanın ilk aşamasını yani 1923-1928 dönemini planlarken Lozan Anlaşmasını göz önünde bulundurmak zorunda kalmıştır. Çünkü 1928 yılına kadar Lozan Anlaşması gereği Türkiye Cumhuriyeti hiçbir ülkeye gümrük vergisi uygulayamamıştır. Bir anlamda Türkiye zorunlu olarak serbest ticaret siyasetini 1928 yılına kadar sürdürmek zorunda kalmıştır. Atatürk’ün planlamasında yer alan ‘dış ticaret açığı vermeme’ durumu böylece zarar görmüştür. Halbuki Atatürk her açıdan istikrarın sağlanmasını oldukça önemsemiştir. Atatürk 1 Kasım 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında yaptığı konuşmasında bu konuyu “Dış ticarette takip ettiğimiz ana prensip ticaret muvazenemizin aktif karakterini muhafaza etmektir.”  sözleriyle dış ticaret dengesine verdiği önemi vurgulamıştır. Bu konudaki titizliği sayesinden 1928 yılından sonra Türkiye, dış ticaret açığı vermemiştir.

izmir-iktisat-kongresi-1

Atatürk, bu bağlamda 4 ana kural belirleyerek bu kurallar çerçevesinde her anlamda ekonomik istikrarı sağlamak istemiştir.

1) Türk Lirasının değerini koruyan anti-enflasyonist para-kredi politikası,
2) Gerçek kamu kaynaklarına dayanan denk bütçe politikası,
3) Devalüasyonsuz dış ticaret politikası,
4) Ulusal kaynakların etkin kullanımını sağlayan planlı kalkınma politikası.

Atatürk’ün uyguladığı bu politika sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin gayri safi milli hasılamız %8 oranında büyümüştür.

Atatürk her defasında devletin ekonomiyi düzenleyici işlevde olması gerektiğine dikkat çekmiştir. İktisat anlayışında ‘devlet’in görevinin çok daha özel olduğunu vurgulamıştır. Bu anlamda “Herhalde devletin, siyasî ve fikrî hususlarda olduğu gibi iktisadi işlerde de düzenleyiciliğini, ilke olarak kabul etmek uygun görülmelidir” cümlesiyle bunu desteklemiştir.

Mustafa Kemal Türk milletinin her anlamda lideri olmayı başarmıştır. Nitekim dikkat çektiği devletin ekonomideki düzenleyici işlevinin önemi, sonraki yıllarda daha da iyi anlaşılmıştır. Özellikle 1929 Dünya Ekonomik Buhranı buna örnek gösterilebilir. Bu sıkıntılı süreçten gelişmiş devletlerin çıkabilmesi Atatürk’ün haklılığını ortaya koymuştur.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk anlarda taze Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik durumunu görüşmek ve önlemler alabilmek için 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’ni (I.Kalkınma Planı) düzenlemiştir. Açılış konuşmasında “Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalmış bir gerçek vardır. Türk tarihi incelenirse, gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadî sorunlara bağlı olduğu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadî durumla ilgilidir…Milletimiz düşman ordularını mahvetmiştir. Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz. “Efendiler; bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla alakadar olan, o milletin iktisadîyatıdır… Zamanımız tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir. Bir milletin refahiyet ve saadetini teşkil eden iktisadîyatla iştigal etmemesi, edememesi nazar-ı dikkati calip bir keyfiyettir. İtirafa mecburuz ki iktisadîyatımıza lüzumu kadar ehemmiyet verememiş bulunuyoruz… Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde aynen vakidir. Mesela Fransızlar Kanada’da kılınç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmişti. Bir müddet kılınçla saban yekdiğeriyle mücadele etti ve nihayet saban galebe çalarak İngilizler Kanada’ya sahip oldular. Kılınç kullanan kol yorulur; fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün daha çok sahip olur… İstiklal-i tam için şu düstur vardır: Hakimiyet-i milliye, hakimiyet-i iktisadîye ile tarsin edilmelidir…”

Bu cümlelerden anlaşıldığı gibi Atatürk tam bağımsız Türkiye için ‘tam bağımsız ekonomi’ anlayışını yerleştirmeye çalışmıştır.

izmir-iktisat-kongresi-2

Bu kongreden ‘Misak-ı İktisadi’ kararı çıkmıştır. Bu karara göre devlet demiryolu, karayolu ağını kuracak, limanlar inşa edecek, haberleşme örgütünü gerçekleştirecek ve eğitim işlerini üstlenecektir. Ancak bunun yanında ticaret ve sanayi bankalarının kurulmasına ve ortaklığına öncülük edecek ama özel sektöre bu hisseleri bir süre sonra devrederek kalkınmaya katkıda bulunacaktır.

Atatürk’ün bu kongreyi cumhuriyetin ilk yıllarında toplamış olmasında da anlaşılıyor ki Atatürk iktisadi sorunumuzu çözmek için büyük çaba sarf etmiştir.

Ayrıca unutulmamalıdır ki Atatürk’ün girişimleriyle dünyadaki ilk demokratik kalkınma planı 1931 yılında Türkiye’de uygulanmıştır. Alınan kararlar halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmıştır. Atatürk Birinci Kalkınma Planı’nı 1933-1938 yılları, İkinci Kalkınma Planı’nı ise 1938-1944 yılları için hazırlatmıştır. Bu iki kalkınma planında hammaddesi Türkiye’de olmasına rağmen ithal edilmek zorunda kalınan ürünlerin ülkemizde üretilmesi amaçlanmıştır. Bunun için de ilk adım olarak tekstil, iplik ve dokuma fabrikaları kurulmuştur. Devlet sermayesi ile Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Bu banka fabrika kurmak amacıyla açılmıştır. Bu banka sayesinde Kayseri-Bünyan İplik Fabrikası TAŞ, Isparta İplik Fabrikası TAŞ, Kütahya Çini İşleri TAŞ fabrikaları açılmıştır.

Atatürk döneminde iktisadi kalkınma planları meyvesini vermiş ve birçok başarılı projeye imza atılmıştır.

– Türkiye İş Bankası açılmış ve böylece ulusal bankacılığın ilk adımı atılmıştır.
– Uşak’ta şeker fabrikası kurulmuştur.
– Kayseri’de uçak fabrikası kurulmuştur.
– Bünyan Dokuma Fabrikası açılmıştır.
– Ereğli Bez Fabrikası açılmıştır.
– Nazilli Bez Fabrikası açılmıştır.
– Aşar vergisi kaldırılmış ve Türk köylüsü ağır bir yükten kurtarılmıştır.
– Anadolu Demiryolları satın alınarak ulusallaştırılmıştır.
– Ulusal Ekonomi ve Araştırma Kurumu kurulmuştur.
– Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurulmuştur.
– Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Kayseri İplik ve Bez Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası gibi pek çok kurum ve kuruluş oluşturulmuştur.
– Ticaret ve Sanayi Odaları kurulmuş, daha sonra da Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları Kongresi toplanmıştır.
– İstatistik Umum Müdürlüğü kurulmuştur.
– Hükümete iktisadî konularda fikir vermek amacıyla çeşitli meslek kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Ali İktisat Meclisi kurulmuştur.
– Birinci ve İkinci Kalkınma Planları oluşturulmuştur.
– 1927 Yılında Teşviki Sanayi Kanunu çıkarılmıştır.
– 1930 Yılında Sanayi Kongresi, 1931 yılında da Ziraat Kongresi toplanmıştır.

Görüldüğü üzere Atatürk, Osmanlı Devleti’nden aldığı kötü mirası yürüttüğü akıllı politikalarla Türk milletinin menfaatine çevirebilmiştir.

Atatürk yüreğindeki Türk insanına duyduğu sevgi sayesinde Türk milletinin geleceğine dair çok önemli çalışmalara imza atmıştır. Türk milleti Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e çok şey borçlu olduğunu asla unutmamalıdır.

Kaynak:  ATATÜRK’ÜN EKONOMİ ANLAYIŞI Yrd. Doç. Dr. Hasan SABIR

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-46/izmir-iktisat-kongresi-gorusler-ve-değerlendirmeler

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Zeynep Gümrük’ün Sergisi 31 Mayıs 2018 Tarihine Kadar Devam Ediyor!

Zeynep Gümrük ‘Doğadan Denemeler Sergisi’ Piola’da Devam Ediyor! Kartal İstimbotu’nun restorasyon çalışmalarına kaynak oluşturmak amacıyla …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir