Anasayfa / Atatürk / Atatürk’ün Harf Devrimi ile İlgili Çalışmaları

Atatürk’ün Harf Devrimi ile İlgili Çalışmaları

Atatürk ve Harf Devrimi…

Atatürk ve Harf Devrimi ile ilgili olarak Erol Mütercimler’in kitabına bir göz atıyoruz:

‘…..Gazetelerden Hakimiyet-i Milliye (Ulus), 2 Eylül 1928’de başlığını, 20 Eylül 1928’de adını ve bazı başlıkları yeni harflerle yazmaya başladı. Bu Tanzimat’tan beri sürüp gelen dili sadeleştirme, geliştirme çabalarının sonuca ulaştığını kanıtladı. 

Latin harflerinin kullanılması yönündeki çalışmalar daha önce de görülmüştü. 1914 yılında Kılıçzade Hakkı’nın yayınladığı Hürriyet-i Fikriye adlı dergide çıkan imzasız beş makale Latin Harflerinin yavaş yavaş kullanılmalarını öneriyor ve bu değişikliğin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyordu. Ancak dergi bu makaleler nedeniyle İttihat ve Terakki iktidarı tarafından yasaklandı.

1911 yılında Manastır – Bitola’da Latin harfleriyle basılan ilk Türkçe gazete yayınlandı. Zekeriya Sami Efendi’nin çıkardığı, adı Esas olan bu gazete Cumartesi günleri yayınlanmıştır. 

Aynı yıl Mustafa Kemal, Trablusgarp’a giderken Kudüs’ten geçmiş ve İsrail dilini ölü dil halinden kurtaran ve sözlüğünü yazan Yahuda ile konuşmuş. Orada kendisine İbranicenin niçin Latin harfleriyle yazılamadığını, İbrani harflerinin çok zor olduğunu söylemiş ve ‘’Eğer günün birinde ben söz sahibi olursam Türkiye’de Latin harflerini kabul ettireceğim’’ demişti. 

Dil ve düşünce arasında çık sıkı bir bağlantı vardır. Bir toplumun düşünce anlamında gelişmesi, öncelikle dilinin yetkinliğine bağlıdır. Gelişmiş, yetkin ve zengin bir dilden yoksun bir toplum düşünce alanında yaratıcı olamaz. Bu, dilbilimsel bir gerçektir.

İsmet İnönü’nün Harf Devrimi ile İlgili Görüşleri

26 Ağustos 1928’de, Başbakan İsmet İnönü Latin alfabesinin kabulü ardından Anadolu’daki izlenimleri de şöyle dile getirmektedir.

‘’Yeni yazı Türk Alfabesi, daha doğrusu birçok yerlerde halkın kendiliğinden söylediği gibi Gazi Alfabesi hakkında gördüklerim beni bahtiyar etmiştir. 

Bu, cahil kalmaktan dolayı bir sıkıntı içinde bunalmış büyük bir milletin kurtuluş hamlesidir. Güvenle söyleyebiliriz ki, yeni yazıya geçmek, bizim ilk önce tahmin ettiğimizden inanılmaz derecede çabuk olacak, milletin hemen okuyup yazabilecek hale gelmesi ancak birkaç seneye çıkacaktır. 

Kurtuluş Savaşı, askeri alanda kazanılmıştı. Her ne kadar siyasal bağımsızlık hedefse de Türk toplumunu geri bırakan onun çağdaşlaşmasını engelleyen nedenleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu. ‘’Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni âlem doğmalıdır. Yoksa, başlı başına zafer boşa gitmiş bir gayrettir’’ Bu sözler Gazi’ye aittir ve gerçek hedefi de belirlemiştir. Toplumu her alanda değiştirme, geliştirme ve çağdaşlaştırma savaşı olacaktır. ‘’Üç buçuk sene süren bu mücadeleden sonra, ilim bakımından, maarif bakımından mücadelemize devam edeceğiz ve eminim ki bunda da başarılı olacağız.’’

Mustafa Kemal, Harf ve Dil Devrimi konusuyla 1905-1907 yılları arasında Suriye’deyken ilgilenmeye başladı. 1922 yılında Gazi, Halide Edip’le yine bu konu hakkında konuşmuş ve böylesi bir değişikliğin sert önlemler gerektireceğini söylemiştir. 

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Harf Devrimi’ni İstanbul’da yaptığı bir konuşmayla duyurdu. Afet İnan bu başlangıç anını şöyle anlatıyor:

‘’8-9 Ağustos 1928 akşamı Sarayburnu’nda bir konser vardı. Şarkılarla pek ilgilenmiyordu Atatürk. Kağıtlara yeni harflerle bir şeyler yazdı. Bana okuttu. Benim yanlışsız okuduğumu duyunca memnun oldu. ‘Demek ki uygulamada başarılı olacağız,’ dedi ve Falih Rıfkı Atay’a yüksek sesle okumasını emretti. 

Aynı konuyu o tarihte Bolu milletvekili plan Falih Rıfkı Atay şöyle anlatıyor:

‘’Mevsim sıcaktı. Bir akşam kendisini Sarayburnu’nda bir halk eğlencesine, Büyükada’da bir baloya davet etmişlerdi. Sarayburnu bahçesinde büyük halk kalabalığını gördükten sonra, ‘Bana bir defter veriniz,’ dedi.

Galiba garsonlardan birinin küçük defterini aldı ve bir şeyler yazmaya koyuldu. Bir aralık beni yanına çağırarak, ‘Bir defa gözden geçir, bunları sana okutacağım, ‘ dedi.

Latin harfleriyle ilk Türkçe yazıydı.

Diktatörler halk kalabalığından korkar. Rasgelenin katıldığı kalabalık, polis için en şüpheli ‘meçhul’dür. Atatürk, halkın kendinde yalnız kendi iyiliğini ve yükselişini isteyen bir kahraman gözüktüğüne inanan bir inkılapçı (devrimci) idi. Halk kalabalıklarında kendi asıl kuvvetini görürdü. 

Ara sıra, ‘Halka giderim,’ demekten ne kastettiğini o akşam da anladım. Halk yazı inkılabı müjdesini çılgınca alkışlıyordu. Çünkü bu inkılabı halk için ve halk adına yaptığını halka anlatabiliyordu.

Türk Harfleri’nin Coşkusu…

Mustafa Kemal, 1928 yılı Ağustos ayının dokuzunu ona bağlayan Perşembe gecesi İstanbul’da, Sarayburnu (Gülhane) Parkı’nda Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği ve halkın da katıldığı bir eğlentide gösteriler bir süre izledikten sonra ayağa kalktı ve Harf Devrimi’nin başladığını müjdeleyen nutkunu söyledi. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkes onu dinliyordu. Mustafa Kemal, Kalabalık arasından birisine yazdıklarını okutmaya çalıştıktan sonra bu tarihi söylevinde Yeni Türk Harfleri’ ne ait düşünce ve tavsiyelerini şöyle belirtti:

‘’Vatandaşlar, bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır. Ancak henüz tamamen alışmamış olduğu görülüyor. İsterim ki, bunu hepiniz beş-on gün içinde öğrenesiniz. Arkadaşlar, bizim güzel, ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Anladığınızın belirtilerine yakın zamanda bütün kainat şahit olacaktır. Buna katiyetle eminim. Şimdi yeni Türk Alfabesiyle yazdığım bu notları bir arkadaşa okutacağım. Dinleyeniz, göreceksiniz ki, çok kolay yazılmakta ve okunmaktadır. ‘’

Gazi bundan sonra tüm özel toplantılarında ve halk arasındaki gezilerinde hemen herkesi yeni harflerle yazma ve okuma konusunda sürekli sınav yapmıştır. O günün gazete arşivlerinde tüm başyazarların bu sınavdan geçtiğini okumaktayız. Gittiği her beldede hemen bir kara tahta koydurarak, halkın arasından seçtiği kişilere kendisi yazmayı öğretmekte, okumalarını sağlamaktadır. Yani başöğretmenliğe devam etmektedir. Gazeteci Yunus Nadi anlattığı bir toplantıda, kendisine Türkçe’nin dil bilgisini, gramerini öğrettiğini yazmaktadır. Hatta yeni kurallarla yazımı açıklarken, ‘’… Kim birazı sesli ve daha çoğu sessiz olan yirmi dokuz harf şeklini öğrenir ve bu kuralları bilirse Türkçemizi yeni harflerimizle pekâlâ yazmış olur.’’ Yunus Nadi’nin bu basitlik hayretine neden oldu.

Şaşkınlıkla, ‘’Sahi, hepsi bu kadar mı?’’ diye sordu.

Gazi şen ve emin, ‘’Evet, işte hepsi bu kadar!’’ diye tekrar ediyordu. 

‘Yeni harfler ne zaman tamamen öğrenilmiş ve bütün millete mal olmuş olurdu?’ meselesine de bir aralık temas edildi. Gazi’nin yanıtı her zamanki gibi yalın ve sonuca dönük oldu: ‘’Bilen bilmeyene öğretecek.’’ 

Başbakan ve milletvekilleri sürekli sınavdan geçiriliyor, herkes yeni yazının en kolay biçimde nasıl öğrenilebileceği ve öğretilebileceği konusunda yöntemler geliştiriyordu. Dolmabahçe Sarayı’nda gazetecilere ve milletvekillerine verdiği derste yeni harflerin ve yeni imla kurallarının nasıl öğrenileceğini çok basit yöntemlerle bıkıp usanmadan anlatmıştır. Bakanlara, milletvekillerine yerel yöneticilere çektiği telgraflarda, ‘’Yeni yazımızı, tarlalarında çalışan çiftçilerimize sürüleri başında dağlarda dolaşan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak, herkesin vicdan ve milli haysiyet borcudur,’’ içeriğinde yüreklendirici, yönlendirici talimatlar gönderiyordu. Hatta, ‘’Bugün yeni Türk yazısını öğrenmek ve herkese öğretmeye çalışmak, her vatandaş için milli bir haysiyet borcudur,’’ diyordu.

Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip Latin kökenli Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktu. Gazi de bunu yapıyordu.

Türk halkı büyük istekle yeni harfleri ve okumayı öğreniyordu. Henüz yasa çıkmadan bir ay önce Gazi, bu konudaki umut ve sevincini Franklin Bouillon’a yazdığı mektupta kaleme almıştı:

‘’Ben burada, yeni Türk harfleri ile meşgulüm. Latin esasından aldığımız bu harfler sayesinde şimdi yüze seksen, doksan düzeyinde okuyup yazma bilmeyenlerin bir, nihayet iki sene içinde beşe ineceğine eminiz. 

Yeni harflerimizle memleketimizde pek az oturan yabancılar da kolaylıkla Türkçe okumayı ve yazmayı öğrenebileceklerdir.

Halk dergisinde (11 Şubat 1929 tarihinde çıkarılmaya başlandı) Millet Mekteplerinin amacı şöyle açıklanır: ‘’Gazi, nasıl on yıl önce düşmanları vatan topraklarından atmak için milleti seferberliğe çağırdı ise şimdi de Türk yurdundan cahilliği kaldırmak için seferberlik ilan etti. Türkiye’de kadın erkek herkes okumak, yazmak bilecektir. Bu ülkede artık okumak yazmak bilmeyen kalmayacaktır. İşte Millet Mektepleri bunun için açıldı.

Türk Milleti’ne Okuma Anahtarı!

TBMM 3. Devre 2. Toplantı yılı açış konuşmasını (1 Kasım 1928) yaparken, büyük coşkusuyla yeni harf konusuna da değinmiştir:

‘’Her vasıtadan evvel büyük Türk Milleti’ne, onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe, Latin esasından Türk harflerinin Türk diline ne kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır. 

Büyük Millet Meclisinin kararı ile Türk harflerinin katiyet ve kanuniyet kazanması, memleketin yükselme mücadelesinde başlı başına bir geçit olacaktır. 

Milletler ailesine aydın, yetişmiş, büyük bir milletin dili olarak elbette girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığı kazandıracak olan üçüncü Büyük Millet Meclisi yalnız ebedi Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde mümtaz bir sima kalacaktır.

Efendiler, Türk harflerinin kabulü ile hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin evlatlarına mühim bir vazife düşüyor. Bu vazife, milletimizin tamamen okuyup yazmak için gösterdiği şevk ve aşka bilfiil hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, özel ve genel hayatımızda rast geldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek kadın her vatandaşımıza öğretmek için büyük arzu göstermeliyiz. Bu milletin yüzyıllardan beri çözülemeyen Bir gereksinmesinin birkaç yıl içinde tamamen temin edilmesi, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir başarı güneşidir. 

Dil Devrimi’yle her şeyden önce yazı diliyle konuşma dili arasında bir bağlantı kurulacaktır. Halkın, aydınların, devletin dili aynı düzlemde birleştirilecekti. Yazı dilinden, bilim ve yasa dilinden bütün yabancı öğeler atılacaktı. Ana kaynağa, halkın dili olan Türkçeye gidilecek, onun egemenliği sağlanacaktı. Böylece toplumdaki bireyler arasında ötene beri süregelen ayrıcalıklar, dil ayrılığının giderilmesiyle sona erecekti. Bu da halkçılık ilkesinin uygulanmasına önemli bir adım olacaktır.

Devrimcilik, halkçılık ilkeleri gibi ulusçuluk da Dil Devrimi’ni gerekli kılan etkenlerden biridir. Bir toplumu, öbür toplumlardan ayıran, ona ulus olama kimliğini kazandıran kurumların başında dili gelir. Kendine özgü, bağımsız bir dilden yoksun toplumlar çokluk, benliklerini koruyamazlar böyle toplumlarda ortak bir ülkü birliği doğmaz bireyler ulusal bir duygunun bilincine varamazlar. Bu, toplumsal bir gerçektir. 

Kaynak: Fikrimizin Lideri, Erol Mütercimler

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün Cumhuriyet Anlayışı

Cumhuriyet Nedir? Türkler Neden Cumhuriyet İle Yönetilmelidir? Atatürk’e gelinceye kadar, ülke içinde ve dışında Türk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.