Anasayfa / Atatürk / Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk eserinden seçtiklerimiz…

Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk eserinden seçtiklerimiz…

Nutuk’tan Özel Bölümler…

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bırakmış olduğu Nutuk sayfalarından sizler için seçtiğimiz bazı bölümleri paylaşmaktayız:

1922 yılında Atatürk’e Türkiye Büyük Millet Meclisin de Muhaliflerin Çeşitli Saldırı Hareketleri

Meclis’teki muhaliflerin çeşitli şekillerde, başka başka konular üzerinde saldırı hazırlıklarında bulunmaları yeni değildi. Geziye çıktığım tarihten bir gün sonra Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi adlı broşürün ortaya atıldığını; bütün Meclis’in ve ulusun bize karşı kışkırtılmak istenildiğini sunmuştum. Bundan önce bir manevra vardı ki, henüz ondan söz etmedim.

Sebebi, Aralık 1922 başında oynanmak istenen oyun, sonuçları açısından yolculuğum sırasında da devam etmişti. İzin verirseniz, bu konuya ilişkin burada anılarınızı tazelemeye yaracak birkaç söz söyleyeyim:

Saygıdeğer efendiler, üç milletvekili, milletvekili seçimi kanun tasarısının değiştirilmesi hakkında bir teklif hazırlamışlar… İçeriğini öğrenmiştim.

2 Aralık 1922 günü, İkinci Başkan Doktor Adnan Bey başkanlığında yapılan oturumda, başkanlık makamından şu sözler işitildi: ‘’Efendim! Milletvekili Seçimi Kanunu’nun değiştirilmesi hakkındaki önerinin görüşmeye değer olduğuna dair Tasarı Komisyonu Tutanağı var.’’ Bu sözler, ‘’Okunsun’’ sesleriyle karşılandı. İki milletvekili ‘’Önemi vardır, okunmasını öneririz’’ diyerek, genel havayı açığa vurdular.

Başkan: ‘’ Efendim! Bu kanun önerisinin okunmadan komisyona gönderilmesi usuldendir’’ dedi.

            ‘’Beni vatandaşlık haklarından yoksun bırakmak’’ önerisi üzerine Meclis’te yaptığım konuşmam:

            Efendiler, konunun ne olduğunu ve Meclis’te yapılan görüşmeleri o güne ait tutanaklarda okumak mümkündür. Fakat yüce heyetinizi bu yükten kurtarmak için izin verirseniz, o oturumda yaptığım konuşmanın bir kısmını olduğu gibi sunayım:

‘Kanun önerisini okutmadan komisyona göndermek isteyen başkandan söz alarak şu görüşleri belirttim: ‘’Efendim! Bu Kanun önerisi özel bir amaç taşıyor. Bu özel amaç doğruca beni ilgilendirdiğinden, izin verirseniz, birkaç kelimeyle düşüncemi sunmak istiyorum. Erzurum Milletvekili Süleyman Necati, Mersin Milletvekili Salahattin ve Samsun Milletvekili Emin beyefendiler tarafından önerilen kanun tasarısı, doğrudan doğruya beni vatandaşlık haklarından yoksun bırakmak amacına yöneliktir. 14. Maddede yazılı olan satırları gözden geçirecek olursanız, orada deniliyordu ki:

‘Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilebilmek için, Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki yerlerin halkından olmak şarttır veya kendi seçim bölgesi içinde yerleşmiş olması şarttır. Ondan sonra göç ederek gelenlerden Türk ve Kürtler yerleşim tarihlerinden itibaren beş yıl geçmiş ise seçilebilirler.’

Ne yazık ki, doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkinci olarak, herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl oturmuş da değilim. Doğum yerim, bugünkü ulusal sınırımızın dışında kalmıştır. Fakat, bu böyle ise bunda benim kesinlikle bir kasıt ve suçum yoktur. Bunun sebebi, bütün ülkemizi, ulusumuzu bitirip yok etmek isteyen düşmanların, harekâtında başarılı olmalarına kısmen engel olunamamasıdır. Eğer düşmanlar tamamen amaçlarına ulaşmış olsalardı, Allah korusun, buraya imza atan efendilerin de doğdukları ve oturdukları yerler sınır dışında kalabilirdi.

Önerilen maddedeki koşullara neden sahip değildim?

Bundan başka, bu maddenin istediği şarta sahip bulunmuyorsam, yani beş yıl devamlı olarak bir seçim bölgesinde oturmamışsam, o da bu vatana yaptığım hizmetler yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği şartı yerine getirmeye çalışsaydım, İstanbul’u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar’daki savunmalarımı yapmamaklığım gerekirdi.

Eğer ben bir yerde beş yıl oturmaya mahkûm olsaydım, Bitlis ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır yönünde yayılan düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan vatani görevimi yapmamaklığım gerekirdi.

Bu efendilerin istedikleri koşulları yerine getirmek isteseydim, Suriye’yi boşaltan orduların arta kalanlarından Halep’te bir ordu kurarak düşmana karşı savunma yapmamaklığım ve bugün ulusal sınırlar dediğimiz sınırları fiili olarak çizmemekliğim gerekirdi.

Sanıyorum ki, ondan sonraki çalışmalarım herkesçe bilinmektedir. Hiçbir yerde beş yıl oturamayacak kadar çalışmış bulunuyorum.

Ben sanıyordum ki, bu hizmetlerimden dolayı ulusumun sevgisini ve saygısını kazandım. Belki bütün İslam dünyasının sevgi ve saygısını da kazandım. Dolayısıyla, bu sevgi ve saygıya karşılık, vatandaşlık haklarından yoksun bırakılacağımı asla aklıma getirmezdim. Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, yabancı düşmanlar, bana suikast yaparak, beni ülke hizmetinden ayırmaya çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getirmezdim ki, yüce Meclis’te, iki üç kişi de olsa, aynı anlayışta kimseler bulunabilsin.

Dolayısıyla ben anlamak istiyorum. Bu efendiler, gerçekten kendi seçim bölgeleri halkının ciddi olarak duygu ve düşüncelerinin tercümanı mıdırlar?

Yine bu efendilere karşı söylüyorum; milletvekili olmaları bakımından doğal olarak kapsayıcı bir sıfatı taşıyorlar. Dolayısıyla, ulus bu efendilerle aynı düşüncede midir?

Efendiler, beni vatandaşlık haklarından yoksun bırakma yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir?! Bu kürsüden, resmen, yüce heyetinize ve bu efendilerin seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve yanıt istiyorum!’’

Ulusun hakkımda gösterdiği sevgi ve güvenin içten anlatımları

            Bu sözlerim ajans ve basın yoluyla yayımlandı. Ulus, yaptığım konuşmayı ve yanıtını beklediğim soruyu öğrendi. Hemen, ülkenin bütün seçim bölgelerinin gerçek seçmenleri tarafından, halk tarafından Meclis Başkanlığı’na protesto telgrafları yağdı.

            Kanun önerisine imza koyan milletvekillerinin de seçim bölgeleri halkı kendilerini ve kendileriyle aynı düşüncede olanları kınamakta gecikmediler. Ulusun, benim için gösterdiği bu sevgi ve güvenini içtenlikle belirtmesi bakımından değerli birer anı olarak saklamakta olduğum bu telgraflar, büyük bir dosya oluşturmaktadır.

            Bu dosyadaki telgraflar, zamanında basında da yayımlanmıştı. Ben burada yalnız, bir seçim bölgesinin, Rize’nin bana çektiği bir telgrafı olduğu gibi bilginize sunmakla yetineceğim.

        Üç milletvekili beyin, Seçim Kanunu hakkındaki bilinen önergesine Rize sancağı milletvekillerinin katılmayacağı düşüncesiyle bir şey yazmaya gerek görmemiştik. Şimdi Milletvekili Osman Efendi’den aldığımız mektupta, kendisinin o önergeyle ilgili ve muhalif gruptan olduğunu övünerek bildirmesi üzerine şu huşuların bilginize sunulması zorunluluğu doğmuştur:

  1. (Övgü dolu ve içten sözlerden sonra) Şahsınıza ve saygıdeğer değerli çalışma arkadaşlarınıza karşı, Rize sancağı adına söz söyleyen ve size karşı aykırı düşünce besleyen ve bizce hiçbir kişilik ve mevkii olmayan milletvekilini lanetleriz. O, Rize sancağını temsil hakkında da sahip olamaz.
  2. Şu zamanda, vatansızların bile katılamayacağı aykırılık ve bozgunculuk düşüncesini bize tavsiye eden milletvekili efendinin düşüncesine katılacak, Rize sancağında bir birey bile bulunmadığını, şükranlarımız ve saygılarımızla birlikte bilginize sunarız, efendim.

Yeniden seçim yapılması kararı

Saygıdeğer efendiler, Birinci Türkiye Millet Meclisi’nin, olaylarını işaret ettiğimiz tarihte gösterdiği karışık ruh hali, üzerinde ciddi olarak oturup düşünmeyi gerektiren bir durum almıştı. Bütün ulusta, Meclis’in görev yapamayacak bir duruma geldiği endişesi hissedilmeye başladı. Meclis’te durumu soğukkanlılık ve ileri görüşlülükle düşünen ve değerlendiren üyeler bile üzüntülerini açığa vurmaktan kendilerini alamıyorlardı.

Artık kuşkuya yer kalmamıştı ki, Meclis yenilenmedikçe, ulusun ve ülkenin ağır ve sorumluluk isteyen işlerini yürütmeye olanak yoktur. Bu zorunluluğa ben de inanmadım. Bir gece, Başbakan Rauf Bey’e, oturmakta olduğu istasyon binasında Bakanlar Kurulu’nu toplantıya davet etmesini, bu toplantıya benim de geleceğimi telefonla bildirdim.

Rauf Bey’in evinde toplanan Bakanlar Kurulu’na, Meclis’in yenilenmesini, Meclis’e önermek gerekliliğinden söz ettim. Kısa bir tartışmadan sonra, Bakanlar Kurulu ile görüş birliğine vardık. Aynı gece, Meclis’teki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu Yönetim Kurulu’nu da Bakanlar Kurulu toplantısına davet ettim.

Uzun Görüşmeler…

Bu yönetim kurulu içinde önerimi yersiz bulup yadırgayanlar oldu. Görüşme ve tartışmalar ertesi güne kadar sürdü. Bununla beraber, bu kurulla da anlaştık. Ondan sonra hemen grup genel kurulunu topladım. Orada ülkenin genel durumunu, acele yapılması gereken ulusun işlerini açıkladım ve Meclis’in artık bu görevleri yapmaya yeteneği kalmadığını söyleyip kanıtlayarak, Meclis’ten, seçimleri yenilemeye karar vermesini istemek gerektiğini bildirdim.

Grup genel kurulu, söylediklerimi ve açıklamalarımı iyi karşıladı. Bunun üzerine konu, aynı günde, 1 Nisan 1923’te Meclis’e götürüldü. Yüz yirmi kadar üye, bir önergeyle Meclis’e seçimlerin yenilenmesi için bir kanun önerisi sundu. Meclis, oybirliğiyle ‘’yeniden seçimlerin yapılması kararı verilmiş oldu’’ şeklindeki kanunu çıkardı.

Meclis’in bu kararı vermesi inkılap tarihimizde önemli bir noktayı oluşturur. Çünkü, Meclis bu kararı vermekle, kendinde ortaya çıkan hastalığı kabul etmiş ve bundan dolayı ulusun duyduğu sıkıntıyı anlamış olduğunu gösterdi.

Kaynak: Nutuk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Büyük Nutuk

Büyük Nutuk ve Gençliğe Hitabe  “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.