Anasayfa / Atatürk / Atatürk ve Nutuk: Geçmişin İzleri, Geleceğin İşaretleri

Atatürk ve Nutuk: Geçmişin İzleri, Geleceğin İşaretleri

Nutuk nasıl başlıyor?

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan “Mondros Ateşkesi” ile çekilmiştir. Bu ateşkes antlaşması, aslında, Osmanlı Devleti’nin kayıtsız şartsız teslim olması anlamına geliyordu.

İtilaf devletleri ateşkes antlaşmasının 7. maddesine dayanarak kısa bir süre içinde yurdun dört bir yanını işgale başladılar. 16 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a hareket eden ve 19 Mayıs günü Samsun’a ayak basan Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk’ta o gün memleketin içinde bulunduğu durumu şu şekilde izah etmiştir:

“1919 yılı Mayıs’ ının 19’ uncu günü Samsun’a çıktım ve ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi Birinci Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki Hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız Padişah’ın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

screen-shot-2016-11-26-at-15-14-25

İtilaf devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar: Urfa, Maraş, Ayntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da, İtilaf devletlerinin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.” 

Seçenekler nelerdir?

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, konuşmasının devamında ise memleketin içinde bulunduğu bu durumdan kurtuluşun nasıl olacağına ilişkin tespitlerini şu şekilde dile getirmiştir:

“Şimdi Efendiler, müsaade buyurursanız size bir soru sorayım:

Bu durum ve şartlar karşısında kurtuluş için nasıl bir karar akla gelebilirdi? Açıkladığım hususlara ve yaptığım gözlemlere göre üç türlü karar ortaya atılmıştır:

Birincisi, İngiliz himayesini istemek,
İkincisi, Amerikan mandasını istemek,
Bu iki türlü karar sahipleri, Osmanlı Devleti’nin bir bütün hâlinde korunmasını

düşünenlerdir. Osmanlı topraklarının çeşitli devletler arasında taksimi yerine, imparatorluğu tek bir devletin koruyuculuğu altında bulundurmayı tercih edenlerdir.

Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmaktır. Söz gelişi, bazı bölgeler kendilerinin Osmanlı Devleti’nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmama tedbirlerine başvuruyordu. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılacağını ve Osmanlı ülkesinin taksim edileceğini oldu bitti kabul ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyordu.

Bu üç türlü kararın gerekçesi yaptığım açıklamalarda yer almıştır.

Efendiler, ben bu kararların hiç birinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklali, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden, ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?

ist001014-01

O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!

İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu:

Temel ilke, Türk Milleti’nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Hâlbuki Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..

O hâlde, ya istiklal ya ölüm!

İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranacağını farz edelim. Ne olacaktı? Esirlik!

Peki efendim. Öteki kararlara boyun eğme durumunda sonuç bunun aynı değil miydi?”

Ya istiklal ya ölüm!” parolası doğrultusunda Mustafa Kemal Atatürk‘ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkması ile başlayan kurtuluş yolculuğu Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara ve nihayet İzmir’de zaferle son bulmuştur. İşte bu yolculukta, Türk gençliği de bu parola etrafında birleşerek Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında büyük katkı sağlamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk‘ü sevgi, saygı, özlem ve hürmetle anıyoruz.

Kaynak: Anıtkabir Komutanlığı Yayınları, Benim Bütün Ümidim Gençliktedir Yayını

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk ve Türk Olmak

Atatürk’ün Türk Olmak Üzerine Bir Anısı Başarılı insanların kendileriyle gurur duymaları en doğal haklarıdır. Çünkü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.