Anasayfa / Atatürk / Atatürk ve Sanat

Atatürk ve Sanat

BAŞKENT’DE VE YAŞAMDA SANAT / Atatürk ve Sanat

Hatice Kumbaracı Gürsöz

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu / Ressam

hkgursoz@gmail.com

www.haticekumbaracigursoz.com

Kültür bir milletin geçmişiyle geleceği arasındaki köprüdür. Kültürü meydana getiren öğeler arasında sanat ön planda yer alır. Türk ulusunun önderi Atatürk’ün askeri dehası, liderliği ve devlet adamlığı hakkında yüzlerce eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerde Atatürk çeşitli yönlerden değerlendirilirken, O’nun sanat anlayışı üzerinde de durulur. Atatürk büyük bir asker, devlet adamı ve diplomat olmanın ötesinde, büyük bir kültür devrimcisi ve sanatseverdi. Bir başka deyişle Atatürk sanatı seven, sanatçılara değer veren ve onları destekleyen bir devlet adamıdır.

Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra, 1923 yılında kendi deyimiyle “en büyük eserim” dediği cumhuriyetin kurulmasıyla beraber, çeşitli alanlarda bir dizi devrimler gerçekleştirilmiştir. Ancak bugünkü modern ve laik Türkiye’ye ulaşmamızda önemli kilometre taşlarını oluşturan Atatürk devrimlerinin belli başlılarını hiç olmazsa ismen zikretmeyi bir borç olarak görüyorum.

Cumhuriyetin kurulmasına ilaveten saltanatın ve hilafetin kaldırılması siyasal alanda yapılan devrimlerdir. Toplumsal alandaki devrimler arasında, kılık-kıyafet inkılâbını, tekke, zaviye ve türbelerin kaldırılmasını, takvim, saat ve ölçülerdeki değişiklikleri, soyadı kanununun kabul edilmesini ve kadınlara tanınan hakları sayabiliriz. Mecellenin kaldırılması ve Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi ise hukuksal alandaki devrimleredir. Eğitim ve kültür alanında ise öğretimin birleştirilmesi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu), yeni Türk harflerinin kabulü, Türk Dil ve Tarih kurumlarının kurulması önemli devrimlerdir.

Atatürk’ün sanata olan ilgisi çocukluğundan itibaren başlamış ve sanatın bazı dallarıyla çok yakından ilgilenmiştir. Gençliğinde şiir ve edebiyata yakınlık duymuştur. Atatürk’ün Manastır Askeri İdadi’sinde okurken şiir ve edebiyata merak sardığı ve şiir yazdığı bilinmektedir. Ancak öğretmeni şiir ve edebiyatın askerlik mesleğini olumsuz etkileyeceğini söyleyince, şiir yazmaya ara verir. Manastır İdadisinden mezun olduktan sonra girdiği Harp Okulu’nda kültür ve edebiyatla yeniden ilgilenmeye başlar.

Atatürk akılcı ve aynı zamanda duygusal bir Rönesans adamıydı. Akıl, birey ve bilginin birleştiği tam bir entelektüeldi. 3397 kitap okuduğu, okuduğu kitaplarda beğendiği bölümlerin altını çizdiği, beğenmediği konularda ise kendi görüşlerini not ettiği bilinmektedir. Geometri kitabı da yazan Atatürk, bugün kullandığımız üçgen, açı gibi kelimeleri Türkçemize kazandıran kişidir. Geometri müspet ilim olmasına ilaveten resmin ve heykelin ana temelini oluşturur.

Atatürk dönemi Türkiye’sinde plastik sanatlarda büyük gelişme gözlendi. 1924’ten itibaren Sanayi-i Nefise Mektebi Ali’si mezunları Avrupa’ya gönderildi. Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Refik Epikman, Muhittin Sebati, Şeref Akdik ve Ali Karsan ilk gönderilen sanatçılardandı. Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi adını aldı. 1932-1933 öğretim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü açıldı. Atatürk, anıt ve heykel yapımına önem vererek, Cumhuriyetin heykeltıraş kuşağının yetiştirilmesini destekledi.

Atatürk, Cumhuriyetin 10. yıldönümünde, Anadolu’ya “Yurt Gezileri” adı altında ressamlar göndermiştir. Bu ressamlarımızın yaptığı eserler Ulus’ta 1947 yılında yanan eski Maarif Vekâleti binasının çatı katında “Türk İnkılap Sergisi” adı altında sergilenmiş ve açılışı da bizzat Atatürk tarafından yapılmıştır.

1924 yılından itibaren resim ve heykel sergileri açılmaya başladı. Halkevleri Resim ve Heykel Sergileri (1936-1938), Ankara Halkevleri Birleşik Resim Heykel Sergileri (1937-1938) önemli sergilerdir. Atatürk tarafından 20 Eylül 1937’de Ankara’da açılan Resim ve Heykel Müzesi bu alandaki çalışmalara verilen önemin son halkasıdır.

Konu resim olunca, batıda resim konusunda eğitim almış olan ilk Türk kadını Mihri Müşfik’ten de bahsetmek istiyorum. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün portresini yapan ilk Türk ressamı Mihri Hanım’dır. Meşrutiyet döneminde kızlar için açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin tek kadın hocası olan Mihri Müşfik, Anadolu’daki milli hareketi heyecanla izlemiştir. Büyük zafer ve arkasından büyük zaferin harcıyla kurulan Cumhuriyetin ilanı ve devrimlerin başlaması Mihri Hanım’ı çok sevindirmiştir. Gençliği Paris’te geçen Mihri Hanım, sanatı gibi düşünceleri de çağdaşlık yolunda olan modern bir kadındır.

Mustafa Kemal’in zaferlerine ve devrim hareketlerine hayran olan Mihri Hanım, onun mareşal kıyafetiyle portresini yapmak ister. Teklif Mihri Hanım’dan gelir ve Çankaya’nın kapısı çalınır. Mihri Hanım’ın pano niteliğindeki bu büyük tablosu Mustafa Kemal’in mareşal üniforması ile yapılan ilk portresidir. Atatürk bu portresini – birkaç tablo ile birlikte – Halkevlerinin açılış günlerinde Ankara Halkevi’ne göndermiş ve büyük salonda sergilenmesini sağlamıştır.

Ata’nın sanatçıya verdiği büyük değeri gösteren bir hatıra da şöyledir: Daha devlet tiyatrosu kurulmamışken, İstanbul’daki şehir tiyatrosu sanatçıları Ankara’ya gelerek o zamanki Türk ocağında temsiller verir. Atatürk de bu temsillerin birinde bulunur ve sanatçıları Çankaya’ya davet ederek ağırlar. Hepsine ayrı ayrı iltifat eder. Ayrılma vakti gelince, Reşit Galip sanatçılara, Atatürk’ün elini öperek veda etmelerini söylediğinde, Ata’nın cevabı şu olur: “Hayır, sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür.” “Efendiler! Bakan, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz… Ancak sanatçı olamazsınız!” der.

Atatürk, Türk Milleti’nin sahip olduğu en görkemli yapının milli birlik ve beraberliğin merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olması gerektiğini belirtmiş ve TBMM binasının çağdaş ve estetik olması için gerekli tüm adımları atmıştır. 11 Ocak 1937’de TBMM tarafından “anıtsal bir değer taşıyan, Türkiye Cumhuriyeti’nin devamlılığına ve yirminci yüzyılın mimari karakteristiklerine uygun” yeni bir meclis binasının yapımı için bir yarışma düzenlenmesine karar verilmiştir. 14 projenin katıldığı yarışmada jüri üç projeyi birincilik ödülüne layık görmüş, ancak yapımı için Atatürk’ün de beğenisini kazanan Clemens Holzmeister‘in projesinde karar kılınmıştır.

Türk müziği Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu diğer bir konudur. Türk müziğinin, akademik alt yapısının da güçlü olması gerektiğine inanmış ve eğitim amacıyla genç Türk müzisyenlerini yurt dışına göndermiştir. Bu müzisyenler, geri dönüşlerinde Türkiye’ye dağılarak Türk müziğinin ve dolayısıyla Türk sanatının kalkınmasını sağlamışlardır.

Atatürk, askerî ataşe olarak Sofya’da görevli bulunduğu dönemde çok sesli müziğe ilgi duymaya başlamıştır. Klâsik müzik konserlerine ve operalara giderek bu müzik türlerini tanıma fırsatı bulmuştur. Sofya’da Carmen Operası’nı seyrettikten “Çok sesli müzik, çağın gereğidir… Bulgarlar bunu başarmış… Bizim ülkemizde de operaya kavuşacağımız günleri görebilecek miyiz acaba?” diyen Atatürk, Cumhuriyetin ilânından sonra, klasik batı müziğinin Türk halkı tarafından benimsenmesini ve müzik kültürümüzde yer almasını sağlamak amacıyla Türk bestecilerin çok sesli müzik eserleri yaratmalarını arzu etmiş, bunun için bir müzik ve tiyatro akademisi kurulmasını istemiştir. Türk Beşleri’nden Necil Kazım Akses, Hindemith’in Almanya’dan 1935’te Türkiye’ye getirilmesi, aynı yıl Alman Ernst Praetorius’un Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefliğini üstlenmesiyle büyük bir gelişme kaydedildiğini ifade etmiştir.

Yazıma son vermeden önce, Atatürk’le bağlantılı olan iki anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi Afganistan’da, ikincisi Yunanistan’da…

Bundan yaklaşık 35 yıl önce eşimin Pakistan’da görevli olduğu yıllarda Afganistan’a rahmetli Büyükelçi Alp Karaosmanoğlu ve eşi Necla Karaosmanoğlu’nu ziyarete gitmiştik. Kabil’de arkadaşım Necla ile Pazar yerini gezerken, yere serdiği bir örtünün üzerinde el yapımı deri cüzdanlar satan yaşlıca bir adamın önünde durarak yerdeki cüzdanlara bakmaya başladık. Bu arada aramızda da Türkçe konuşuyorduk. Neticede birer cüzdan beğendik ve fiyatını sorduk. Üstü başı perişan vaziyette olan satıcı her ikimizin de gözlerimizin yaşarmasına sebep olan şu sözleri söyledi: “Anladığım kadarıyla siz Türk’sünüz. Ben Atatürk’ün torunlarından para alamam.” Birer cüzdan yerine birkaç cüzdan alarak adama zorla ederinden fazla para verdiğimizi hatırlıyorum.

Eşimin Yunanistan’daki görevinin sona ermesinden sonra Türkiye’ye döndüğümüzde, 2000 yılında 20 Türk ve 20 Yunan ressamın katılımıyla ortak bir resim sergisi düzenlemiştim. Önce Ankara’da açılan serginin Atina’daki açılışı münasebetiyle orada bulunduğum günlerde bir taksi ile Büyükelçiliğe gitmiştim. Taksi Büyükelçilik önünde durduğunda her zamanki gibi sokakta koruma amaçlı iki otobüs dolusu polis bekliyordu. Borcumu sorduğumda, Şoförün “Siz herhalde Türk’sünüz. Siz bana drahmi yerine üzerinde mavi gözlü adamın resminin bulunduğu parayı verin.” demesi beni müthiş heyecanlandırmıştı. Taksinin bir an önce oradan ayrılması için yanımıza gelen polisin şoföre “acele et” demek yerine, hayret ve şaşkınlık içinde şoförün kendisine verdiğim Türk parasını ön cama sıkıştırmaya çalışmasını seyrettiğini hatırlıyorum. Büyükelçi Ali Tuygan’ın odasına gözlerim dolu dolu girip olayı anlattığımda, Büyükelçi, “Anlaşılan siyasetçilerin ve biz diplomatların yapamadığını, siz sanatçılar ve halk yapacak” demişti.

Eşimin görevi nedeniyle uzun süre beş ayrı ülkede bulundum. Türkiye’de olduğu gibi, yabancı ülkelerde de sanatımı sürdürdüm. Bir diplomat eşi olarak yapmakla yükümlü olduğum görevlerime ilaveten sanatıma da zaman ayırabilmem, eşim Büyükelçi Bahattin Gürsöz ve iki oğlumun Öykü ve Doruk’un destekleriyle mümkün oldu. Bu süre zarfında yurtdışında tanıştığım başta sanatçılar olmak üzere tüm yabancılar Atatürk’ten ve onun eseri olan laik Cumhuriyetten övgüyle bahsettiler.

Büyük Atatürk, bir sanatçı olarak, seni şükran, özlem ve saygıyla anıyorum.

Başkent’ten bu kadar… Sağlıklı, sevgi dolu ve Atatürk’e bağlılıkla kalın.

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Meral Saatçi ile Takıları ve Felsefeleri Hakkında Konuştuk!

Meral Saatçi ile Harika Bir Sohbet… Meral Saatçi ile 09.05.2020 tarihinde Instagram’dan gerçekleştirdiğimiz canlı yayın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.