Anasayfa / Atatürk / Atatürk ve Yahya Kemal Beyatlı

Atatürk ve Yahya Kemal Beyatlı

Her milletin manevi değerleri vardır. Bunlar, ömürleri boyunca fikir dünyalarının yaratıcı kudreti ile eser verirler. Hayatta iken sevilirler, yakın ve uzak çevreleri vardır, sohbetleri aranır; kendilerini herkes tanımak ister. Onlar eğer bu dar çevreleri aşıp da milletin tanıdığı, sevdiği, takdir ettiği, eserlerine değer verdiği kimseler olursa, milletin temsilcisi sayılırlar. Her ulusta çeşitli alanlar için böyle kimselere ne kadar ihtiyaç vardır! Çünkü sosyal yaşamda her eser veren, o topluluğa fikri hayat aşılar ve uygarlığın bütünü içinde yer aldığı oranda değerli olur.

İnsanların manevi hayatını dolduran bunca fikir hareketleri içinde ‘’şiir’’ en yüksek edebi bir türdür. Halk şairlerinde tutunuz da en kültürlü şairlere kadar eser verenler, bütünü ile bir devrin temsilcisidirler.

yahya kemal beyatlı ve atatürk

Atatürk’ün edebiyatla, hele onun en çekici türü şiirle ilk karşılaşması Manastır Askerî İdadisi (Askeri Lise) ne girdiği 1896 yılında olmuştur. O yıla kadar Mekteb-i İbtidaiye (İlkokul) de, daha sonra Askerî Rüşdiye (Askerî Ortaokul) de öğretmenlerin öğrencilere topluca söylettiği ilâhiler, marşlar veya okul kitaplarındaki methiyeler, mersiyeler gibi kalıplaşmış manzumelerden ayrı, pür şiiri tanımamıştır. O edebiyattan, şiirden daha çok matematikten, fen derslerinden hoşlanıyordu. Askerî İdadiye girdikten sonra, Ömer Naci adında zeki, güzel konuşan, şiire meraklı, hatta şiir yazan bir arkadaşı olmuş, onunla çok samimi dostluk kurmuştur.

Ömer Naci’nin tavsiyesi ile ders kitapları dışında edebî eserleri okumuş, hoşlanmıştı. Ömer Naci, bir gün Namık Kemal’in okunması yasaklı şiirlerinden bir tomar vermiş, Askerî İdadi Öğrencisi Selanikli genç Mustafa Kemal bu şiirlerden pek etkilenmiştir. İdadî’de Tevfik Fikret’in şiirlerini de okuyan Mustafa Kemal, Mekteb-i Harbiye (Harp Okulu) ye geçince orada artık şiire aşina edebî bir olgunluğa ulaşmıştır. Tevfik Fikret’i, hele onun “Ferda” başlıklı şiirini çok seven, Mehmet Akif’i takdir eden Atatürk, Yahya Kemal’e, onun şiirdeki gücüne hayranlık duymaktadır.

Yahya Kemal ise Mustafa Kemal adını ilk defa Çanakkale Savaşı yıllarında duymaya başlamıştır. Onu Anafartalar Kahramanı, yiğit, vatansever bir asker olarak tanımaktadır. Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın 16. Kolordu, daha sonra 2. Ordu Komutanı olarak Doğu Cephesindeki başarıları, Suriye’de hizmetleri, derken çökmüş olan devleti kurtarmak üzere Anadolu’da Millî Mücadeleyi başlatması Yahya Kemal’in hayranlığını büsbütün artırmıştır.

yahya kemal beyatlı ve atatürkYahya Kemal’in Millî Mücadele yıllarında (1919-1922), İstanbul’da yayınlanan gazete ve dergilerde yazdığı 88 makalesi, sonradan (Eğil Dağlar) adlı bir eserde toplanmıştır. Yahya Kemal, Millî Mücadeleyi heyecanla destekleyen bu makalelerinde, Atatürk’ten her fırsatta “Millî Timsal” olarak bahseder, “Mustafa Kemal tek başına bir fert değil, şahlanan Türk Milletinin Millî Timsalidir” der. “Eser” başlığı ile yazdığı bir makalesinde bu sözüne açıklık getirir: “Mustafa Kemal’i bir şahıs zannedenler aldanıyorlar. Evet, Efzunlar İzmir’e çıktığı günden evvel Mustafa Kemal bir fertdi. Ama o günden sonra artık bir fert değil, bir timsaldir” diyerek Onu Milletin bağrından çıkan müstesna bir eser olarak alkışlar. “Mustafa Kemal Paşa” adlı makalesinde de “Onun asıl dehası Samsun’a çıktığı günden itibaren Türk Milletinin istiklâl iddiasında olduğunu sezişindedir” der.

Afet İnan’ın Atatük Hakkında Hatıralar ve Belgeler Kitabı’nda Atatürk ve Yahya Kemal Beyatlı başlığını yazarın kendi sözleriyle iletelim:

1 Kasım 1958’de ölen şair Yahya Kemal de bir devrin temsilcisidir. Atatürk’ün kendi kitaplığında güzel ciltlenmiş türlü edebi eserler vardı. Bunları zaman zaman özel toplantılarında getirtir ve iyi okuyanlardan dinlerdi. Atatürk, bunları Yahya Kemal’in kendisine satın aldırdığını söylerdi. Ben Yahya Kemal’i 1933 yılından sonra tanıdım. O, kendi şiirlerini ne güzel bir ahenkle okurdu! Hele, Fransız şairlerinde Victor Hugo’nun eserlerini okuduğu vakit, içten duygularını ne güzel belirtirdi. Atatürk, onun sesinden gerek Fransız şiirlerini, gerekse şairin kendi şiirlerini dinlemekten pek çok zevk duyardı.

            Yahya Kemal Beyatlı, geniş kültür sahibi, duygulu, şiirde üstün kudretli idi. Onun ‘’Sessiz Gemi‘’ si son durağına Rumelihisarı’nda demir attı. Arkasından onu anan, öven yazılar çıktı, daha da çıkacaktır.

            Bence, Yahya Kemal asıl şimdi, bundan sonra manevi alemimiz de daha çok yaşama devresine girmiştir. Sağ iken, acaba bize daha neler yazacak diye beklerdik. Gerçi o ömrü boyunca az yazdı, ama öz yazdı. Şiirleri hafızalarımızın süsü, manevi benliğimizin coşturucusu, milli heyecanımızın ifadesidir. İnsan onun şiirlerini okurken haz duyar, coşar, hayalini alabildiğine, onun bin atlıları gibi koşturur, koşturur. Bu dolu dizgin gidişte yorgunluk yoktur. İnsan tarihin derinliklerine iner, fakat orada bunalmadan tuna boylarının serin kıyılarında geniş nefesler alarak hayat bulur.

            Yahya Kemal’in Resmi hayatında, Darüşşaafaka’dan sonra İstanbul Üniversitesi ‘nde tarih okutma devri vardır. Bu görevi sırasında neler okuttu, neler yazdı, kimleri yetiştirdi? Bu ayrı bir konudur ve hiç şüphe yok ki Yahya Kemal bu resmi görevlerin çerçevesi içinde iyi tarih bilen bir aydındı. Onun şiirinde Türk Osmanlı tarihi, sanki bir Rönesans devri yaşamıştır. Çünkü Yahya Kemal’in gençliği Osmanlı İmparatorluğu’nun tam yıkılma devrinde geçer. O bu tarihe karışan imparatorluğun yüzyıllar önceki fetih devirlerinin destanını terennüm etmiştir.

            Daima o ileri atılışların özlemini içten duymuş ve bizlere duyurmuştur. Büyük şairmiz, tarih bilgisinin ışığı ile öyle ahenkli bir şiir havası yaratmıştır ki, her kes kendini o bin atlıların kafilesi içinde doludizgin uçuyor sanır. Yahya Kemal’in şiirlerinde tarih ve biz yan yana yürürüz. O, ülkelerini kaybeden bir imparatorluğun içinde değil de, adeta Türk atlılarının Tuna’yı geçtiği günlerin tarihinde yaşar gibidir.

            O sanki İstiklal Savaşı günlerinde ve Cumhuriyet devrinde yaşamamıştır. Ne yazık ki bize bu devreleri mısralarında yaşatacak yazılar vermemiştir.

yahya kemal beyatlı ve atatürk

            Kısacası, Yahya Kemal tarih kültürü içinde yoğrulmuş bir şairdir. Örneğin ‘’Açık Deniz’’ şiirinde;

            Her yaz şimale doğru asırlarca bir koşu

            Bağrında bir akis gibi kalmış uğultusu

            Mağlupken ordu yaslı dururken bütün vatan

            Rüyama girdi her gece bir fatihane zan.

            Yahya Kemal, Mohaç Türküsü’ nde, Akıncılar’ ında ve daha başka şiirlerinde Osmanlı tarihinin büyük fetih devirlerindedir:

            Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

            Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

           Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı: İlerle!

           Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle…

           Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan;

           Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

          Bu mısralar, zengin tarih sayfalarını içine almaktadır. Hangi tarih öğreticisi, bu bilgileri bu kadar zevkle ezberlenen birkaç satır içine sığdırabilir?

          Şairler, Tanrı’ya en yakın insanlardı denir. Çünkü onların ilhamı ilahi bir kaynaktan gelir gibidir. Onların söyledikleri güzel ahenkli mısralar dilden dile dolaşır, milletin malı olur. Hangi söz bir şairin mısraı kadar uzun ömürlü olabilir? Yahya Kemal tarih biliyordu; yalnız kendi milletinin tarihini değil, dünya tarihinin ummanı içinde yüzerdi. Konuşmalarında bunları ne güzel anlatırdı! Fakat ben onun bu konuşmalarında daha çok şiir okumasını ister, kendisinden bunu rica ederdim. Atatürk’ün toplantılarında bulunduğu vakitler, şiir ve edebiyat gecesi olurdu. Bana öyle gelirdi ki, Yahya Kemal, büyük Türk imparatorluğunun büyük cüssesini temsil ediyordu. O’nun, eski devirden aldığı nefesle, tarihi içinden seslenen bir edası vardı okuduğum tarihlerin sayfaları onun mısralarında çevirili, çevrilir ve ben bir anda koca tarihin yükü altından sıyrılarak hafiflerdim.

       Atatürk bir gün, onun için demişti ki:

‘’Yahya Kemal geniş tarih kültürünün eseridir’’ ve ilave etmişti: ‘’Şairlerimiz esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidirler.’’

yahya kemal beyatlı ve atatürk

           Yahya Kemal, Doğu ve Batı kültürlerinin esasını kavramış bahtiyar kullardan biri idi. Onun ilhamı gördüğü sevdiği şeylerdi. Bunun yanında tarihi de, görmüş gibi, bize gösterdi, sevdiği gibi sevdirdi. Onun fani ömrü ardından mısralar dolaşacak. O, nesiller boyunca hep yaşayacak. Ne mutlu bu ölümsüz varlıklara ki, yazıları kendilerinden daha uzun ömürlüdür.’

Yahya Kemal, Millî Mücadele yıllarının sevinçli ve hüzünlü günlerini milleti ile birlikte yaşar. Başta, Ankara’daki Büyük Millet Meclisinde bazı milletvekilleri olduğu halde birçokları sabırsızdır. Bu mücadele ne zamana kadar sürecek, ne zaman taarruza geçilecek diyenlerin sayısı günden güne artmaktadır. Yahya Kemal, 19 Haziran 1922 tarihinde “Arslan gerilir de öyle atlar” başlıklı, bir makale ile bu gibilere cevap verir ve aynı zamanda vezinli bir cümle olan bu başlığı “ve öyle muzaffer olur” cümlesi ile tamamlar.

Ordular şahlanmış, büyük taarruz başlamıştır. O gün Yahya Kemal (26 Ağustos 1922) başlığı ile şu kıt’ayla Allah’a dua etmektedir:

 Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yarabbi!

Senin uğrunda ölen ordu budur Yarabbi!

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyet nâmın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâmın.

Millî Mücadelenin zaferle sonuçlandığı günlerde İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi profesörüdür. Bulunduğu bilim kuruluşunun Büyük Kurtarıcıya minnetlerini sunmak amacıyla, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Fakülte fahrî profesörlüğüne seçilmesi için Dekan tarihçi Necip Asım’a bir teklif yazısı göndermiştir. Yahya Kemal’in bu teklifi 19 Eylül 1922 günlü Edebiyat Fakültesi Meclisinde heyecanlı görüşmelere vesile oldu ve Atatürk’e İstanbul Edebiyat Fakültesinin fahri profesörlüğü unvanı verilerek aşağıdaki telgraf gönderilmiştir:

İstanbul: 19 Eylül 1338 (1922)

Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,

İstanbul Darülfünunun Edebiyat Medresesi Meclisi Müderrisleri 19 Eylülde akdettiği celsede Zât-ı Müncî-i kumandanîlerini fahrî müderrisliğe müttefikan intihap etmekle kesb-i fahreyler.

İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Riyaseti Necip Asım

yahya kemal beyatlı ve atatürk

Atatürk, Edebiyat Fakültesi profesörlerinin kendisine fahri profesörlük payesini veren bu kararından çok duygulanmış, ertesi gün telgrafla şu cevabı vermiştir:

Türk harsının mihrakı olan Medreseniz fahri müderrisliğine intihabımdan dolayı meclisinize teşekkür ederim. Eminim ki, millî istiklâlimizi ilim sahasında fakülteniz ikmal edecektir. Bu şerefli tekâmülün husulünü deruhte eden heyetiniz arasında bulunmak bence bais-i iftihardır.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Gazi Mustafa Kemal

Daha sonra üç kişilik bir heyet, Ankara’ya gelerek Atatürk’e profesörlük diplomasını sunmuştur. Diplomada şu cümleler yer almaktadır:

İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Meclis-i Müderrisini 19 Eylül 1338 tarihinde akdettiği içtimâda Millî Mücadelenin büyük kahramanı ve yeni Türk Devleti’nin müessisi olan Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Türk Milletinin ve Türk harsının istiklâlini müeyyid İslâm kavimlerinin halâsına müteveccih olan tarihî mesaisini takdir ve tebcil ettiğinin bir delili olmak üzere Edebiyat Medresesi fahri müderrisliği unvanını tevcihe karar vermiştir. Şaban 1341 (Eylül 1922).

Yahya Kemal’in önerisi ile Atatürk’e verilen fahrî profesörlük payesi, Atatürk’ü pek sevindirmiştir. Atatürk ve Türk milletinin kıymetini bilen bu eşsiz insan Yahya Kemal Beyatlı bize tarihten sesler getirmiştir. Onun tarih olan varlığında biz Türkler, milli duygularımızın en yükseğine kavuşmakla övünebiliriz. Şarkılarla bezenmiş iki şiiriyle ustayı saygı ve hürmetle anmaktayız.

yahya kemal beyatlı ve atatürk

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Endülüste Raks

Zil, şal ve gül.Bu bahçede raksın bütün hızı…
Şevk akşamında endülüs üç defa kırmızı… Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir. Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle saçılış, örtünüşleri… Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır.
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.
Alnında halka halkadır aşüfte kakülü
Göğsünde yosma gırnatanın en güzel gülü… Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir. Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi… Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli,
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kere öpmeli.Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden “Ole!”
Kaynak: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-12/ataturk-yahya-kemal-dostlugu
Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Afet İnan, yeni baskıya hazırlayan Arı İnan

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Zeynep Gümrük Doğadan Denemeler Sergisi Çanakkale’de Açıldı!

Zeynep Gümrük Sergisi Çanakkale’de! 55. Troia Festivali kapsamında açılan Zeynep Gümrük Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.