Anasayfa / Genel / Fatih Sultan Mehmet’in Hayatı

Fatih Sultan Mehmet’in Hayatı

Fatih Sultan Mehmet Hayatı

Fatih-Sultan-Mehmete-Dair-1

Fatih Sultan Mehmet, sefere çıktığı zaman en güvendiği adamlarından bile planını gizlerdi. 27 Nisan 1481 günü de ordusunun başında Üsküdar’a doğru harekete geçtiğinde kimse Fatih Sultan Mehmet’in planını bilmiyordu.

Yaradılışı gereği hiç gülmeyen, sert mizaçlı olan bu cihan padişahı kararlarına bir sırdaşı dahil etmek istemiyordu.

1453 fetih sonrasında başarıyla Osmanlı’yı yöneten padişah, 1481 yılında devletinin kaderi için sorun teşkil eden üç unsuru belirlemiş ve bunları çözmek için harekete geçmiştir.

Planlamasını stratejik olarak en fazla önem arz eden üç mesele üzerinden yürütmüştür. Bunlardan ilki Mısır sorunudur. İkinci olarak Rodos çıkarmasının başarısızlıkla sonuçlanmasını telafi etmek niyetindedir. Üçüncü olarak ise Fatih’in 1480 yılının baharında İtalya’ya gönderdiği ordunun Otranto şehrini elde etmesi üzerine Fatih’in İtalya’yı fethi üzerine çalışmasıdır.

Bu üç önemli mesele Fatih’in zihnini kurcalamış, bu nedenle atacağı adımları bir sır gibi gizlemiştir. Yapılan hazırlıklar uzak bir sefer için yapılmıştır. Fatih’in bir yılda birkaç ülkeye sefer düzenlediğini bilen komutanları ordunun gidiş yönünü bakarak herhangi bir tahminde bulunamamıştır. Her ne kadar yolculuğun yönünün Anadolu olduğu belli olsa da Arap mı yoksa Acem illerine mi sefere çıkıldığını kimse tahmin edilememektedir. İtalya’da başlayan seferin Gedik Ahmet Paşa tarafından başarıyla yönetildiğini bilen komutanlar gidecekleri yerin İtalya olmadığından emin durumdadır.

Rodos çıkarmasının başarısızlıkla sonuçlanması Fatih Sultan Mehmet’i çok üzse de sırf başarı kazanmak için aylarda kalenin önünde beklemesi şartlar dahilinde değildi.

Tahminler bu seferin Mısır meselesini çözmek üzerine olduğunda yoğunlaşıyordu. Padişahın tuğraları 1481 yılının baharında Üsküdar’da dalgalanmaya başlamış, padişahın emriyle Konya Ovası’nda Anadolu beylikleri toplanmıştır. Yine padişahın emriyle Karaman valisi Şehzade Cem de Suriye hududuna birlikleriyle yerleşmişti.

Padişah, Üsküdar’a gelince rahatsızlanmış ve birkaç gün burada konaklamıştır. Atını birliğe teslim ederek at arabası ile harekete geçmiş, doğuya doğru ilerlemiştir. Bu yolculuk onu yorgun düşürmüş, Gebze’ye yakın Tekfur Çayırı (Hünkar Çayırı) adı verilen bölgedeki ordugaha zorunlu olarak inmek zorunda kalmıştır.

Yolculuk boyunca doktorlar çareler arasa da Sultan Mehmet’in ağrıları artmış, oldukça sarsılmıştır. Bugünlere dair anlatılan arasında Fatih Sultan Mehmet’in sürekli şahadet getirdiğidir.

3 Mayıs 1481 Perşembe günü “Cihan Padişahı” otuz yıllık saltanatını sonlandırarak kırk dokuz yaşında hayata veda etmiştir.

Aslında Fatih Sultan Mehmet üzerine hazırlanan kaynaklar, onun yıllarca nikris (gut hastalığı) ile baş etmeye çalıştığını göstermektedir. Belgelerle de 1464 yılında yakalandığı bu hastalığı kanıtlamaktadır.

Bu hastalık, Fatih Sultan Mehmet’i oldukça yormuştur. Bu nedenle birkaç sefere katılamamış hatta bu konudaki rahatsızlığını da “İş bilir bir vezirim yok ki işlerimi göre” diyerek ortaya koymuştur. Son seferine çıkmak onun için büyük önem arz ettiği için çıkmış ancak maalesef ki tedaviye cevap vermemiştir. Ağrıları dayanılmaz hale geldiği bir anda “Feryat dönüşü olmayan bu gidişten. Ahbapların hasretinden feryat” diyerek ahiret yolculuğunun başladığını adeta bildirmiştir. Kalemi kuvvetli Padişah, acısını bile büyük bir zarafetle ortaya koymuştur.

Peki hastalığı kanıtlanmış olmasına rağmen Fatih Sultan Mehmet’in zehirlendiği neden iddia edilmiştir?

Alman tarihçi Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmet’le ilgili yazdığı bir eserinde “Fatih’in 25 Nisan Çarşamba günü Üsküdar’a geçmesiyle sefer başladı. Gebze civarında Hünkar Çayırı’nda konakladı. Sultan burada 1 Mayıs’ta şiddetli karın ağrıları çekmeye başlayınca hekimler çağırıldı. Eski hastalıklarının yani damla ile romatizmanın yanı sıra yeni hastalıklar da baş göstermişti. Sultanı ilk tedavi etmeye çalışan hekim, Laristanlı Acem Hamideddin el-Lari oldu. El-Lari’ye ilişkin öykülerin en ılımlı olanı, sultana istemeden yanlış bir ilaç vermesidir. Bu yüzden el-Lari’nin öldürülmesinin nedeni muhtemelen ya sultanı öldürme girişimine tanıklık etmiş olması ya da Mehmet’in ölümünden bizzat sorumlu olmasıdır. Hekim Lari başarısız olunca, sultanın hasta yatağına eski dostu Maestro Iacopo çağırıldı. Ancak Iacopo elinden bir şey gelmeyeceğini çünkü daha önceki hekimin yanlış bir ilaç kullanmış olduğunu ve bu ilacın etkilerini gidermenin artık mümkün olmadığını söylemiştir. Sultan dayanılmaz acılar çekmiştir. Can çekişen sultana verilen ilaç, bağırsaklarını tıkamıştır anlaşılan.

Ve Babinger bütün bunlardan yola çıkarak şu iddialarda bulunmuştur: “Mehmet’in ölüm nedeninden emin değiliz. Çok sayıda düşmanının oluşu ve ölümüne ilişkin bazı ayrıntılar, muhtemelen zehirlendiğini gösteriyor. 25 Nisan’da başkentinden ayrıldığında sağlığı yerinde olmalıydı. Zaten görgü tanıkları da o ölümcül bağırsak sancılarının ertesi salı günü ansızın başladığını söylemiştir. Bütün bunlar Mehmet’in yola çıktıktan hemen sonra zehirlendiği ve hiçbir ilacın hayatını kurtarmaya yetmediği iddiasını desteklemektedir. Eğer zehirlenmişse bunun kimin işi olduğunu bilmiyoruz. Bu işte Venediklilerin parmağı olduğu pek muhtemel görünmemektedir. Sultanı, oğlu Bayezid zehirlemiş olabilir.’’

Tabii ki Babinger’in ifadeleri hiçbir belgeye dayandırılmayan ve ‘muhtemelen, olmalıydı’ gibi ifadelerle ortaya konmuş iddialardı. Yine önemli bir tarihçi olan Yılmaz Öztuna da Babinger ile aynı fikirdedir ve bu konuda şu iddialarda bulunmuştur:

‘’Fatih, Venedik tarafından zehirletilerek ölmüştür. Bu, Venedik’in Padişahın şahsına tevcih edilmiş on beşinci ve sonuncu suikast olup diğer on dördü hedefine ulaşamamıştı. Venedik nihai teşebbüsü, Fatih’in hususi hekimlerinden Venedikli bir Yahudi olup güya ihtida eden ve Yakup Paşa adını alan Maestro Iacopo vasıtasıyla yapmıştı. Venedik muvaffak olduğu takdirde Iacopo’ya bugünkü rayiçle 1.450.000.000 TL gibi muazzam bir meblağ vaat etmekle kalmıyor, Iacopo’nun kendisi ve neslinden gelecek bütün ahfadı için Venedik vatandaşlık hukuku tanıyor, bunları Cumhuriyetin bütün vergi ve mükelleflerinden muaf tutuyordu. Fatih, Üsküdar’a geçtiği gün yani 25 Nisan’da zehirlenmeye başlamış sonra tedavi yapıldığı iddiasıyla zehrin dozu artırılmıştır. Fatih’in ölümünü yakından bilen Aşıkpaşade, Padişahın ciğerinin doğranarak kan kustuğunu yazmaktadır. Hakanın suikasta maruz kaldığı derhal anlaşılmış, Maestro Iacopo nam-ı diğer Yakup Paşa, hükümdarın ölümünden az sonra Türk askeri tarafından parça parça edilmiş, milyonlara kavuşamamıştır.’’

Babinger’in bu iddialarını İstanbul Üniversitesinde görev yapmış merhum Prof. Dr. Şehabeddin Tekindağ çürütmüştür. Bir makale kaleme alarak resmi tarihin belgeleriyle yazının da başında anlattığımız gibi Fatih Sultan Mehmet’in hastalığını ortaya koymuştur.

Büyük cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet, bize büyük bir uygarlık hediye ederek aramızdan ayrılmıştır. İstanbul’u almakla kalmamış, İstanbul’a birçok değer kazandırmayı da ihmal etmemiştir.

Fatih-Sultan-Mehmete-Dair-2Kaynak: Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi

Şehabeddin Tekindağ, Fatih’in Ölümü Meselesi

Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün Türkiye’yi Çağdaşlaştırma Sürecinde Milli Kültürün Korunması ve Zenginleştirilmesi

Atatürk’ün Çağdaşlık ve Milli Kültür Anlayışı Tümgeneral Sıtkı Aydınel’in konuyla ilgili olan bu güzel yazısını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.