Anasayfa / Atatürk / Kurtuluşun İlk Meşalesi 19 Mayıs 1919 Samsun’da Tutuşturuldu

Kurtuluşun İlk Meşalesi 19 Mayıs 1919 Samsun’da Tutuşturuldu

1919 yılında İngilizler, Türklerin direnişe geçmesinden oldukça rahatsızdı. Damat Ferit Paşa, sadrazam olduktan sonra soruna çözüm olarak Padişah Vahdettin’in de onayıyla Mustafa Kemal’i 9.Ordu Müfettişliğine atadı. Amaç, bölgenin güvenliğini sağlamak için Mustafa Kemal’i Samsun’a göndermekti.

Mustafa Kemal bu görevi kabul ederek 16 Mayıs 1919’da yolculuğa başladı.

Şüphesiz Damat Ferit Paşa ve Padişah Vahdettin’in istedikleriyle Mustafa Kemal’in aklındakiler birbirinden farklıydı. Mustafa Kemal, Anadolu’ya inmek için kilit nokta olan Samsun’a vatanının kurtuluşu için gerekli adımları atmaya gitti. Padişah Vahdettin’in ve Damat Ferit’in istedikleri gibi İngilizlerin güvenliğini sağlamak niyetinde değildi.

Atatürk 19 Mayıs

Mustafa Kemal, Türk insanına ve onun bağımsızlığına çareler aradı. Ülkenin dört bir tarafının işgal kuvvetlerinin denetiminde olması Mustafa Kemal’in kabul edebileceği bir durum değildi.

16 Mayıs 1919’da başlayan yolculuk 19 Mayıs’ta Samsun’da son buldu. Mustafa Kemal, büyük umutlarla geldiği Samsun’da tam bir hayal kırıklığı yaşadı. Çünkü İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da Milli Mücadele için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini apaçık görmüştü. Mustafa Kemal Paşa, Samsuna çıkışını Nutuk’ta şu cümlelerle anlatmıştır:

1919 yılı Mayısının 19’uncu gün Samsun’a çıktım. Durum ve genel görünüm:

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de yenilmiş, Osmanlı ordusu her yerde zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes imzalanmış. Savaşın uzun yıllarında, millet yorgun ve yoksul bir durumda. Millet ve memleketi Harb-i Umumi’ye sürükleyenler, kendi hayatları kaygısına düşerek, memleketten kaçmışlar. Sultanlık ve halifelik makamında bunan Vahdeddin, soysuzlaşmış, yalnızca kendisini ve tahtını güven altına alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damad Ferid Paşa’nın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın iradesine uyan ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilaf Devletleri ateşkes hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer bahane ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da, İtalyan askeri birlikleri; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yerde, yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Sonunda sözün başlangıcı kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin onayıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor. Bundan başka, yurdun dört bir yanında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çabalıyorlar. Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgeler ile doğrulandı ki İstanbul Rum Patrikliğinde kurulan Mavri Mira Kurulu, illerde çeteler kurmak ve yönetmekle, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraşmakta. Yunan Kızılhaçı, Resmî Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Kurulunun çalışmalarını kolaylaştırmaya yardım ediyor. Mavri Mira Kurulunca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını aşmış gençleri de içine alarak her yerde geliştiriliyor. Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve tüm Karadeniz kıyılarında kurulan ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Derneği kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor. Durumun korkunçluğu ve ağırlığı karşısında, her yerde ve her bölgede birtakım kişilerce kurtuluş yolları düşünülmeye başlanmıştı. Bu düşünceyle girişilen çalışmalar, birtakım örgütler doğurdu. Örneğin; Edirne ve yöresinde Trakya Paşaeli adlı bir dernek vardı. Doğuda, Erzurum ve Elazığ’da, genel merkezi İstanbul’da olmak üzere Vilâyatı Şarkiye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Trabzon’da, Muhafaza-i Hukuk adlı bir dernek bulunduğu gibi İstanbul’da da Trabzon ve Havalisi Âdemi Merkeziyet Cemiyeti vardı. Bu dernek merkezinin gönderdiği delegeler, Of ilçesi ve Rize yöresinde şubeler açmışlardı. İzmir’in ele geçirileceğine ilişkin Mayısın on üçünden beri açık belirtiler gören İzmirli kimi genç yurtseverler, ayın 14-15’inci gecesi, bu acıklı durumu aralarında görüşmüşler ve bir oldubittiye geldiğinde kuşku kalmayan bu Yunan işgalinin katma ile sonuçlanmasını önlemek düşüncesinde birleşmişler ve Redd-i İlhak ilkesini ortaya atmışlardır. Bu ilkenin yayılması için aynı gece İzmir’de Yahudi Maşatlığı’na toplanabilen halkça bir gösteri toplantısı yapılmışsa da ertesi gün sabahleyin Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesi üzerine, bu toplantıdan umulduğu ölçüde sonuç alınamamıştır. Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasal erekleri üzerine, kısaca bilgi vermek uygun olur düşüncesindeyim. Trakya-Paşaeli Derneği’nin ileri gelenlerinden kimileriyle daha İstanbul’dayken görüşmüştüm. Osmanlı Devleti’nin çökeceğini kesinliğe yakın bir olabilirlik içinde görüyorlardı. Osmanlı yurdunun parçalanacağı korkusu karşısında, Trakya’yı, olabilirse Batı Trakya’yı da birleştirerek İslam ve Türk topluluğunu bir bütün olarak kurtarmayı düşünüyorlardı. Ancak bu amaca ulaşmak için o zaman akıllarına gelen tek çıkar yol İngiltere’nin, olmazsa Fransa’nın yardımını sağlamaktı. Bu düşünceyle kimi yabancı devlet adamlarıyla ilişki kurmak ve konuşmak yollarını da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

Mustafa Kemal’in Samsun’a gidince anlattığı bu manzaralar onu hemen bir çözüm arayışı içine soktu.

Bu vatan Türk milletinindi, onun kalmalıydı.

Halkın kendini koruyamayacak durumda olması, bölgenin İngiliz hakimiyetinden güçsüz düşmesi Atatürk’ü arayışlara yönlendirdi. Bu nedenle 25 Mayıs’ta Havza’ya geçme kararı aldı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’dan Havza’ya geçmesinin nedeni Samsun’da elde edemeyeceğini anladığı başarıyı elde etmekti. Yunanistan’ın Batı Anadolu’da yaptığı işgallere karşı ulusal bilinci uyandırmak için hazırladığı bildiriyi askeri yetkililere, idari amirlere ve müdafa-i hukuk cemiyetlerine gönderdi. Bu bildiriden sonra düzenlenen mitinglerde ulusal bilinç kuvvetlenmiş, Mustafa Kemal Paşa yapacaklarına adım adım yaklaşmıştı.

Silah arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda vatanın işgal altında olmasına karşı alınacak yanlış bir himaye kararını yine Nutuk’ta yer verdiği şu sözlerle açıklıyordu:

Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!

Kurtulusun-İlk-Mesalesi-19-Mayis-1919-Samsunda-Tutusturuldu-4

Mustafa Kemal Paşa, kararını hiçbir temele dayanmadan ortaya koymazdı. Ona göre bu vatan toprağında hiçbir ulusun hakimiyeti düşünülemezdi. Bu kararını Türk dünyasına adeta bu cümlelerle haykırıyordu Nutuk’ta:

Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık önünde uşaklıktan öteye gidemez. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği benimsemekten başka bir şey değildir. Bu aşağılık duruma gerçekten düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm! İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını düşünelim. Ne olacaktı? Tutsaklık! Peki efendim, öteki kararlara uymakla da sonuç bunun aynı değil miydi!

Mustafa Kemal’e göre ‘ya bağımsızlık ya ölüm’ olarak nitelendirilen yola Samsun’a gelerek başlanmıştı. ‘Kurtuluş’un tıkanan yolları Mustafa Kemal’in Türk milletine olan sonsuz sevgisi sayesinde açılmıştı. Elde edilen bütün başarılarda Paşa’nın Türk milletini kurtarmak ve onu muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak arzusu yatıyordu.

Bu neden 19 Mayıs aynı zamanda ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olarak Atatürk’ten Türk gençliğine hediye edilmiştir. Her defasında Türk milletinin geleceğini ‘gençlik’te gördüğünü ifade eden Mustafa Kemal Atatürk, koruma altına aldığı manevi evlatlarıyla da geleceğin başarılı Türk insanını yetiştirdi. Çünkü Mustafa Kemal’e göre ‘Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.’

Kurtulusun-İlk-Mesalesi-19-Mayis-1919-Samsunda-Tutusturuldu-2

Genç fikirlere olan inancını -Nutuk’ta da yer verdiği gibi- şu cümlelerle ortaya koyuyordu:

 Türk Gençliğine Bıraktığımız Kutsal Armağan

Saygıdeğer baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sone ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.

Ey Türk gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen iç ve dış kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte belirebilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler.

Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık, üstelik, hainlik içinde olabilirler. Dahası iş başında bulunan bu kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasi erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin çocuğu! İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!

Mustafa Kemal, gençleri o denli önemsemiştir ki bu samimi satırlarla onlara seslenmekten çekinmemiştir. O, Türk milletine aşıladığı bağımsızlık sevdasıyla gençlere umut ışığı olmuştur. Onlara ‘Cumhuriyeti biz kurduk, sizler yaşatacaksınız.’ diyerek bu bağımsızlığın gereğinin yapılmasının sorumluluğunu gençlere devretmiştir.

Her alanda ilerlemeyi savaş alanında tasarlayan Mustafa Kemal, Türk milleti bağımsızlığını kazanır kazanmaz tasarladıklarını uygulamaya geçmiştir. Ancak geçmişin ortamında yetişememiş bireyler olduğunu görmüş, bu nedenle öncelikli olarak eğitim konusunu ön planda tutmuştur. Ülkenin dört bir tarafında eğitim seferberliği başlatarak nitelikli eğitim ortamları oluşturmayı hedeflemiştir. Çünkü Mustafa Kemal’e göre ancak nitelikli bir eğitim ortamından başarılı mühendisler, doktorlar, sanatçılar çıkacaktır.

Bu anlamda öncelikle öğretmenlere ‘’Öğretmenler hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister.’’ şeklinde seslenerek onlardan Türk gençliğinin eğitimi için neler istediğini açıklamıştır.

Çünkü Mustafa Kemal’e göre ‘Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir, öğretmenden ve eğitimden yoksun bir millet daha millet adını yeteneğini kazanamamıştır. Ona sıradan kütle denir, millet denemez.’

Millet olabilmemiz, cumhuriyeti koruyabilmemiz için öncelikli olarak eğitimimizi tamamlamamız gerekir. Mustafa Kemal, eğitimin gerekliliğini şu satırlarla ortaya koyar: ‘Okul genç beyinlere insanlığa saygıyı, yurda ve ulusa sevgiyi, bağımsızlık şerefini öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman, onu kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru yolu belletir.’

Seyahatlerinde karşılaştığı gençlerle, manevi evlatlarıyla bu değerleri sık sık konuşan Mustafa Kemal, elde ettiği hiçbir başarıyı kendisine mal etmemiştir. Çünkü O, Türk milletinin içinde yatan bağımsızlık sevdasını bilmiş, gençlerine saygı ve sevgi göstermiş ve böylece bağımsız Türk milletinin tohumlarını atmıştır.

Atatürk’ün Florya’da denk geldiği gençlerle yaşadığı şu anılar Atatürk’ün Türk gençliğine duyduğu güvenin haklı sonucudur:

‘Güneş çoktan batmış. Çırpıntısız denizde bir aynadan seyreder gibi aksine dalmış ay, yıldızların arasında parıldıyor. 1937 yılının şahane bir eylül gecesindeyiz. İki sandala dolan on arkadaş bu güzel gecede türküler, marşlar, kahkahalarla örülen bir hayat kaynağı halinde, sesleri ta uzak kıyılara kadar yayılıyor. Birden, Deniz Köşkünden ayrılan bir sandalın kendilerine doğru geldiğini fark ettiler. Sevinçli bir ‘acaba’ nefeslerini kesmiş gibi sustular. Sandal yaklaşıyordu, içinde kürek çeken bir siluet vardı. Olabilir miydi? Gelen o muydu?

Yanılmamışlardı! Gelen Aziz Atatürk’tü. Onun gür ve müşfik sesi genç kalplerini sevgiyle sardı: ‘Çocuklar. Sesinizi duydum, eğlentiniz çok hoşuma gitti. Aranızda bulunmayı arzu ettim.’

Gençler son derece heyecanla ve sevinçle Atatürk’ün sandalını aralarına aldılar. Göğüsleri gururla kabarmıştı. Büyük Kurtarıcı, mehtabın ışıklarıyla pırıl pırıl yanan gözleriyle her birini kucaklıyordu.

Üç sandal, mehtabın ördüğü ışıklı yolda ilerlemeye başladı. Atatürk: ‘Aferin çocuklar, dedi. Türk gençleri hem çalışmasını he de eğlenmesini bilmelidir. Memleket sizin, yarın sizin…Çalışın ve eğlenin.’

Gençler hep bir ağızdan haykırdılar: ‘Bütün bunları size borçluyuz!’

Atatürk adeti olduğu gibi, gençlerin sözünü kesmeden dinledi. Gözleri gururla parlıyordu. Dudaklarında müşfik bir gülüş kıvrılmıştı:

‘Çocuklar, dedi. Ben yurdumuzu sizin babalarınız, analarınız, dayılarınız, velhasıl bütün vatandaşlarımızla beraber kurtardım. Bana minnettar olmayınız. Bu vatanda eğlenmek, neşelenmek sizin hakkınız!’

Çocuklarda itirazlarda yükseldi. Vatanını kurtaran Atatürk’tü. O olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Atatürk tekrar konuştuğu zaman sesi vakur ve ciddiydi:

‘Görüyorum ki bana itimadınız çok kuvvetli, dedi. Size bir şey sormak istiyorum. Şayet ben, Türk milleti gibi cesur, imanlı, asil bir milletin değil de kabiliyetsiz bir milletin başında olsaydım, yurdumuzu kurtarır, bu inkılapları başarabilir miydim?’

Bir an Florya’da nefes bile alınmadı! Ay gökten daha çok eğilmiş, sanki çocukların vereceği bekliyordu. Gençler bakıştılar. Hepsinin yüzü aynı duygularla pırıl pırıldı. Hepsi kararlı ve mutluydu; içlerinden Sadi adında bir genç, arkadaşlarının da duygularına tercüman olarak şöyle konuştu: ‘Atam, sen kabiliyetsiz bir milletin başına gelemezdin. Çünkü kabiliyetsiz bir milletten senin gibi bir şef çıkmaz. Sen ancak Türk milletinin bağrından çıkabilirdin.’

Ata’nın gözleri ıslandı. Yüzü soldu: ‘Sizden bu cevabı bekliyordum, dedi.’

Bu anıdan da anlaşıldığı üzere Atatürk, Türk gençliğinin her daim uyanık olması gerektiğini vurgular. Türk milletinin gücünün farkında olmasını istemiştir. Öyle ki Atatürk, ‘Bütün ümidim gençliktedir.’ diyerek Türk gençliğine bir sorumluluk yüklemiştir. Çünkü ileri görüşlü olan Atatürk, her daim Cumhuriyetin tehdit altında olacağının bilincindedir. Özellikle cumhuriyetin kendisinin ölümüyle tehdit altına girmesinden çekinmektedir. Cumhuriyet, Atatürk’ün Türk milletiyle inşa ettiği Türk milletinin geleceğidir ancak O öldükten sonra da yaşamaya devam etmelidir. İşte bu yüzden gençleri, onların eğitimlerini önemsemektedir.

Peki Ulu Önder Atatürk’ün Türk gençliğinden öncelikli olarak beklediği nedir?

Türk gençliğinin vatan için her zaman göreve hazır, vatan toprağını savunan ve kendisini yetiştirmeye adeta ant içmiş olmasını istemektedir. Çünkü yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti birçok iş alanında birçok elemana ihtiyaç duymaktadır. Bu vatan toprağında yetişmiş nice doktorlar, nice mühendisler, nice pilotlar onun göğsünü kabartacak, Türk milletinin geleceğini oluşturacaktır. Bu nedenle hastalığında bir an olsun başka çareler aramamış, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.’ demiştir. Türk milletinin kurtuluşu için verdiği mücadeleden zaferle çıkmasına dayanarak Mustafa Kemal vatanının gençlerine umut bağlamıştır.

‘Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’ sözleriyle cumhuriyetin kendi yaşam süresiyle sınırlı olmadığına dikkat çekmiştir.

Türk çocuklarının yüksek kabiliyetine inancım tamdır, diyen Atatürk’ün yüzünü kara çıkarmamak bugünün gençlerinin görevidir. Onun değerlerini yaşatmak, cumhuriyetimize sahip çıkmak, Atatürk’ü yaşatmak, onun gösterdiği yolda ilerlemek Türk gençliğinin birinci ödevidir.

Atatürk bu ödevi ölmeden önce dile getirdiği şu cümleyle ortaya koymuştur: ‘Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.’

Bugün yaşamımızın bütün özgürlük alanlarını Mustafa Kemal’e borçluyuz. Kadın olarak özgürce gezebiliyorsak, oy kullanabiliyorsak bu Atatürk sayesinde. Başka bir milletin dilini değil de kendi dilimizi kullanıyorsak Atatürk sayesinde. Ülkemizde başka bir ülkenin bayrağı dalgalanmıyorsa yine Atatürk sayesinde.

78 yıldır yanımızda olmasa da o bize çok büyük bir miras bırakmıştır.

‘Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir’ sözlerinin hepimizin rehberi olması dileğiyle…

Atatürk’ün bağımsızlığımız için yaktığı ilk meşalenin üzerinden bugün tam olarak 97 yıl geçmiştir. Atatürk’ün Türk gençliğine hediye ettiği bu özel gün kutlu ve daim olsun!

Atatürk ve Gençlik

Kaynak: Mustafa Kemal Atatürk, Söylev

Murat Baykızı, Atatürk Diyor Ki

Atatürk Araştırma Merkezi

Anıtkabir Komutanlığı

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Büyük Nutuk

Büyük Nutuk ve Gençliğe Hitabe  “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.