Anasayfa / Genel / Van Gogh, Londra Yılları ve Profesyonel Gençliği

Van Gogh, Londra Yılları ve Profesyonel Gençliği

Van Gogh ve mutlu yıllar…

Van Gogh Londra’daki ilk yılını hayatının en mutlu dönemi olarak hatırlardı. Londra ona birçok yönden esin kaynağı olmuştu. Şehir yaşamının gerçeklerini yakalamış olan ressamlar kadar, Londra’nın heybeti ve sefaleti de onu etkilemişti.
Dışarıdan bakıldığında, genç Van Gogh tepeden tırnağa hırslı bir genç işadamı görünümündeydi; hem de silindir şapkasına varana kadar. ‘’Londra’da onsuz olmak mümkün değil,’’ diye yazmıştı Theo’ya.

Van Gogh dergilerde ve kitaplarda yayımlanmış gravürleri toplamaya başladı. Gustave Dore’nin The Ladies’ Mile (Bayanlar Parkuru) adlı eseri gibi.

LONDRA HAYATI

Van Gogh, Lahey şubesinde geçirdiği üç yılda, çalışkan, can yakın ve iyi bağlantıları olan bir eleman olarak ün yapmıştı. Londra’da vasat bir işçinin aldığının dört katı, yani yılda 90 sterlin gibi hatırı sayılır bir maaşın keyfini çıkarıyordu artık. Kaldığı ilk pansiyonun adresi bilinmemektedir, ama orayı ‘’sessiz, hoş ve ferah’’ diye tarif etmiştir.
Fazla ağır bir işi yoktu, çalışma saatleri uygundu; böylece o muhteşem başkentte görülecek şeylerin tadını çıkarmak için çok fırsatı oluyordu. Yaşadığı en heyecan verici deneyimlerinden biri, ‘’Hyde Park’ta yüzlerce hanımefendi ve beyefendinin ata bindiği Rotten Row’’ denen yeri görmekti.

Branch Hill Göleti, John Constable, Hampstead Heath, 1828. Van Gogh, Kraliyet Akademisi Yaz Sergisi’nde Constable’ın eserlerine hayran olmuştu.

Bir arkadaşı onun için, hiçbir şeye bakmıyor gibi görünüp ‘sanki her şeyi görüyor’ demiştir. Kraliyet Akademisi Yaz Sergisi’nde en beğendiği ressamların listesi, oldukça geleneksel bir zevke sahip olduğunu gösterir – ayrıntıyı, duyarlılığı ve güçlü bir anlatımı sever, diğerlerinden ayrı tuttuğu John Millais’nin (1829-96) resimlerini özellikle överdi. John Constable (1776-1837) ile William Turner’dan (1775-1851) da etkilenmişti. John Keats (1795-1821) okuyarak İngilizcesini geliştiriyordu. Şair hakkında, ‘Hollanda’da fazla tanınmıyor…(ama) buradaki bütün ressamların favorisi’ diye yazmıştı.
Van Gogh, İngiliz Toplumsal Gerçekçileri’ ne de hayran olmuştu: Luke Fildes (1843- 1927), Frank Holl (1845-88) ve Avusturyalı Hubert von Herkomer’in (1849-1914) dahil olduğu bir grup ressam, hasta çocuklar, terkedilmiş kadınlar, ölümü bekleyen yaşlılar ve toplumsal kaygı taşıyan benzer görüntülerle dopdolu resimler yapıyordu.

Huzurevi: Westminster Union’dan Bir Görünüm, Sir Hubert von Herkomer, 1878. Herkomer Genç Van Gogh’un büyük hayranlık duyduğu İngiliz Toplumsal Gerçekçileri’nden biriydi.

Frank Holl’un İlk bebeğinin Ölümü aslı eseri, 1877. Van Gogh’u çok etkileyen dokunaklı bir sahne.

Ophelia, 1852. John Millais’nin, Shakespeare’in boğulmuş kahramanındaki ustalığı Van Gogh’u büyülemişti.

Van Gogh şehir yaşamı ile ilgili başka imgelerle de tanıştı. Şehre gelişinden bir yıl önce Londra: Bir Hac Yolculuğu adlı kitap piyasaya çıkmıştı. Giderek büyüyen metropolün bu son derece melodramatik sözlü ve görsel haritası gazeteci Blanchard Jerrold (1826-84) tarafından yazılmış, daha çok usta Fransız çizer Gustave Dore’nin (1832-83) desenleriyle tanınmıştır. Başkentin kargaşa dolu enerjisini yakalayan bu çizimlerde, Batı yakasının kamusal yanını oluşturan manzaraları ve kentin tekinsiz kısmı olan Doğu yakasının ürkütücü sokak aralarının kasvetli, klostrofobik karakterini çağrıştırmak adına, karanlıkla aydınlığın yalın çelişkisi etkin biçimde kullanılmıştır.
Van Gogh’un en büyük zevklerinden biri, 19. Yüzyıl ortalarından sonuna kadar İngiliz hayatının önemli bir parçası olan resimli dergilerdeki gravürleri toplamaktı. En sevdiği dergiler 1842’de kurulan Illustrated London News ve onun daha genç rakibi The Graphic (1869) idi. Bu dergilere çalışan ressamlar eserlerini doğrudan ahşap baskı kalıbına çizer, oymacılar da resmi bu kalıplardan oyardı; bu sayede gravürlerin netliği üstün nitelikte olurdu.

Van Gogh bu konuda uzmandı ve derginin ilk baskılarını, kalıplar henüz eskimeden ve dolayısıyla imgeler keskinliğini yitirmeden satın almakla gurur duyardı: ‘’Hemen oracıkta edindiğim izlenimler o kadar güçlüydü ki… desenler gözümün önünde hala çok net… bu şeylere olan merakım o zamankinden bile daha fazla. ‘’ Bu eserlerin Van Gogh’un hayal gücü üzerindeki etkisi ancak ciddi biçimde resim yapmaya başladığı zaman açığa çıktı. ‘’Bana göre, sanatsal anlatımın en yücesi, en asili her zaman için İngilizlerinki olacaktır, örneğin Millais ve Herkomer’inki.’’

GELİŞEN SOSYAL BİLİNÇ

Van Gogh, dergilerde gördüğü gravürlerin tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği imgelerde ahlaki açıdan ivedilik taşıyan meseleler gördüğünden, onlara Batı sanatının en saygı gösterilen başyapıtları kadar değer verirdi. Şöyle yazmıştı: ‘’Bir ressamın din adamı veya kilise yöneticisi olması gerekmez, ama diğer insanlara karşı yüreği mutlaka sevgi dolu olmalıdır. Mesela The Graphic’in yoksullara karşı sempati uyandırmak için bir şeyler yapmadığı bir kış geçirmesinin çok asil bir davranış olduğu kanısındayım.’’

Kaynak: Van Gogh, 500 Görsel Eşliğinde Yaşamı ve Eserleri

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

İngiliz Ressam Ned Pamphilon’dan 19 Mayıs 1919’un 100. Yılına Özel Tablo

Bağımsızlık Adımlarını Simgeleyen Yepyeni Bir Tablo İngiliz Ressam Ned Pamphilon 1919’un 100. Yılı Nedeniyle “Bağımsızlık …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.