Anasayfa / Etkinlik / Volkan Yosunlu ile Tiyatro Üzerine Bir Söyleşi

Volkan Yosunlu ile Tiyatro Üzerine Bir Söyleşi

İSTANBUL1881 ekibi olarak tiyatro sanatçısı Volkan Yosunlu ile tiyatroya dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine sorularımıza verdiği içten cevaplar için teşekkürlerimizle…

volkan-yosunlu

İSTANBUL1881: Eğitim hayatınız Ankara’da geçti, uzun bir Ankara serüveninden sonra İstanbul’da yaşamaya başladınız. Tiyatro eğitiminizi Ankara’da almanızın doğru bir adım olduğunu düşünüyor musunuz? İstanbul’da başlamalıydım diyor musunuz?

VOLKAN YOSUNLU: Çok doğru bir adım olduğunu düşüyorum. Çünkü ben sadece bizim okulun sınavına girdim, başka bir okulda şansımı denemedim. Benim için çok bilinçli bir tercihti Dil Tarih Coğrafya Bölümünde oyunculuk okumak. Hatta mülakat zamanı hocalar sormuştu neden sadece buranın sınavına girdin diye. Ben de burayı hayata daha yakın gördüğümü söyledim. Hayatın daha içinde görüyordum. Çünkü benim sanat algım, tiyatro algım, bütün geçmişim, bugüne kadar oluşturduğum değerler ve Volkan’ı oluşturan değerler aslında hepsi bir bütün. Bu bütünü dil-tarih ekolüne yakın gördüğüm için zaten bu bölümü tercih ettim. Dezavantajları var mı diye sorarsanız elbette mesleki açıdan var. Çünkü bizim okul, çok daha fazla tiyatro alanına dönük bir insan yetiştiriyor. Tiyatro alanında kendi içinde çok nitelikli bir eğitimi var, Türkiye koşullarında. Yurt dışı konusunda biraz daha farklı farklı şeyler var ama Türkiye koşullarında iyi bir eğitimden geçtiğimizi, iyi hocalarla, iyi üstatlarla bir araya geldiğimizi biliyorum. Ama işin piyasa koşullarıyla biz çok birleşemedik. Onun da bir dezavantajı var. Hocalarımızı da hep bu yönde eleştirdik. Okulu bitirdiğimizde sudan çıkmış balıklara dönüyoruz. Sektörel anlamda hiçbir ilişkimiz olmuyor, hiçbir tanışıklığımız olmadığı, hiçbir ortak çalışmalarımız olmadığı için kendimizi oyuncu olarak var etme sürecimiz çok zaman alıyor. Kabul ettirme sürecimiz çok zaman alıyor ama İstanbul’da okuyan, mezun olan arkadaşlarım zaten piyasanın göbeğinde olduğu için sektörel anlamda, seslendirmesinden tutun, televizyon dizilerine, sinema piyasasından tutun başka olanaklara çok daha kolay ulaşabiliyorlar. Zaten okul döneminde bile o ilişkileri yürütebilir halde oluyorlar. Sadece böyle bir dezavantajı vardı ama dediğim gibi ben geçmişiyle ürettiği değerlerle oradaki tiyatro algısıyla Dil-Tarih Fakültesinin önemli bir kaynak olduğunu, değerli bir kaynak olduğunu hala düşünüyorum ve de çok açık söyleyeyim, fetişleştirmeyi hiç sevmem ama şu da bir gerçek ki ben kendi okulumdan mezun olan arkadaşlarımla çok daha farklı bir dil oturtabiliyorum. Çünkü hemen hemen aynı tedrisattan geçmişiz, aynı usta-çırak ilişkilerini görmüşüz, aynı sanat anlayışı ile büyümüşüz. O yüzden onlarla sahne üstünde çok daha farklı bir enerji ve fikir birlikteliği sağlayabiliyorum. Bu demek değildir ki başka okullardan insanlarla bu enerjiyi yakalayamazsınız, tabi ki yakalayabilirsiniz. Bu iş, birikimlerin ne kadar birbirleriyle örtüştüğü ile alakalı. Şu an Moda Sahnesinde oynuyorum. Moda Sahnesinde Dokuz Eylül Üniversitesinden, Anadolu Üniversitesinden ve İstanbul Üniversitesinden mezun arkadaşlarım var. Diğer arkadaşlarımla da oyun çalıştım, gayet mutlu ve huzurlu bir kültürel yaşam tesis ettik. Bu olmazsa olmaz değil ama bir yandan avantajlı bir durumda kalıyor.

volkan-yosunlu

İSTANBUL1881: Oyunculuk tecrübelerinize baktığımız zaman sizi çok da sinema sektörüne yakın görmüyoruz. Daha çok tiyatro alanında çalışmalarınız var. Sinemada ufak projeler içinde yer almışsınız ama sinema ağırlıklı değil de tiyatro üzerinden giden bir oyuncu profiliniz var. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa siz bazı oyuncular gibi özellikle kendinizi tiyatroya adayan oyunculardan mısınız?

VOLKAN YOSUNLU: Bu, tam olarak bıçakla ayrılan bir şey değil. Tamamen bilinçli bir hareket değil ama işin şöyle bir yanı var. Tiyatro sahnesinde kendimi çok iyi hissediyorum. Bütün deneyimimi burada biriktirdiğim için olabilir . Çok keyif alıyorum, tiyatro sahnesinde olmaktan, seyirci ile birebir ilişki kurmaktan. Çeşitli zamanlarda çeşitli dizi projeleriyle görüşmelerim oldu, bir tane proje tam benim hikayem başlarken bitti. Kesinlikle televizyonda var olmak istemiyorum diye bir kuralım yok, böyle bir şey diyemem. O zaman mesleğime karşı saçma davranmış olurum. Açıkçası kalbim tiyatroda daha fazla çarpıyor. Evet, kalp atışlarımın ritmi burada daha hızlı. Sinemayla karşılıklı olamama halimiz var. Ama bu dediğim gibi belki o projelerin benim gibi bir surata, benim gibi bir oyuncuya ihtiyacı yoktu olmadı ya da olma ihtimali olanların üstüne ben çok gitmedim. Biraz mesafeli bir ilişkimiz var dizi ve sinema sektörü ile.

İSTANBUL1881: Ama bundan mutlusunuz anladığımız kadarıyla.

VOLKAN YOSUNLU: Evet, bundan asla mutsuz değilim. Tiyatro alanında var olmaktan ve iyi kötü burada bir çevre oluşturmaktan ve kendimi burada ifade etmekten asla mutsuz değilim. Çünkü hayattaki hedefim zaten buydu. Oyunculukta, sinema ve dizi oyunculuğu ya da tiyatro oyunculuğu diye ayrılan bir şey yok zaten. Bunlar sadece teknik olarak birbirlerinden ayrı. İhtiyaçları farklı, teknik donanımları farklı. O yüzden sadece tiyatro oyuncusuyum demek, bir oyuncu için bence, sadece kendimi bu alanda var ediyorum demek gibi bir şey. Oyuncuysanız siz her alanda kendi oyunculuk donanımlarınızla ve oranın tekniği ile, deneyimi ile ifade edebilirsiniz ve çok iyi projelerde bulunabilirsiniz. Çok iyi arkadaşlarım, dostlarım var çok güzel projelerde bulunan, kendi kariyerlerini bu şekilde planlayan. Zaten SanatMahal’in ortaklarından İlksen Başarır yönetmen, Mert Fırat oyuncu, Didem Balçın oyuncu, Özgür Balcı yardımcı yönetmen. Biz zaten hep bu üretimin içinde olan insanlarız. En başta onlara haksızlık etmiş olurum, yok bu iş böyledir doğrusu budur dersem. Bizim için, benim ve benim gibi düşünen insanlar için hiçbir şey mitoslandırmamalı diye düşünüyorum. Var olan koşullar içinde en doğrusu, kalbinin ve yüreğinin istediği ve kendi donanımının yettiği en iyisini dizi de mi yaparsın, tiyatroda mı yaparsın, sinema da mı yaparsın, kısa filmde mi yaparsın hiçbir farkı yok. Önemli olan o donanımı doğru yerleştirmek.

volkan-yosunlu

İSTANBUL1881: Fotoğraflarınızda dikkatimizi çeken bir şey var. Yüz tane fotoğrafınız varsa hiçbir fotoğrafınızda aynı ifade yok. Hiç fark etmiş miydiniz bilmiyoruz ancak oyunculukta jest, mimik ön planda. Bu ifadelerin farklılığı oyunculuktan ileri gelen bir şey mi?

VOLKAN YOSUNLU: Bence oyunculukla alakalı değildir. Ben sahne üstünde oyuncuyum. Sahne dışında fotoğraf çekilirken ya da gündelik hayattaki paylaşımlarımda o mesleğim üzerinden sürdürmüyorum hayatımı. Bence o fotoğraflarımın, anlarımın değişik olması tamamen o anki Volkan’la alakalıdır. O anın değeri ne ise, o çıkmıştır fotoğrafta. İnsan değişir, dönüşür ve bu engellenemez, hayattaki düsturlarımdan biri olduğu için sadece o bakışlardaki değişim Volkan’ın kendi hayatındaki değişimdir bence.

İSTANBUL1881: Gerçekten kendinize mal ettiğiniz bir rol oldu mu ya da oynadıklarınız içerisinde evet gerçekten bu Volkan’a daha yakın, Volkan böyle biri olmalı dediğiniz bir rol var mı?

VOLKAN YOSUNLU: Tesadüf aslında şu ana kadar oynadığım hemen hemen bütün rollerin içinde bir parça Volkan vardı. Meslek hayatım boyunca çeşitli projelerde yer aldım ama gerçekten kişisel olarak en mutlu olduğum, en iyi hissettiğim projeler son üç dört yıldır Moda Sahnesi ile birlikte yürüttüğüm projeler. Orada gerçek anlamda oyunculuğumu geliştirdiğimi hissediyorum. Oyunculuğumun kendi alanlarım içinde daha bir genişlediğini hissediyorum. O sınırları daha iyi dolaştığımı ve bunu daha iyi sahneye taşıdığımı hissediyorum. Mesela Bütün Çılgınlar Sever Beni, Moda Sahnesi’yle ilk tanıştığım ve ilk sezon çıkan oyunlardan biriydi. Mesela orada oynadığım Angel karakteri Volkan’ın hayatına bakış açısına çok paraleldi. Bu anlamda aslında bu, bir oyuncu için daha zor bir şey. Kendi karakterinizin dışında bir şey oynamak çok daha kolaydır bir oyuncu için. Mesafeli yaklaşabilirsiniz ve mimiğinizi, jestinizi, sahne hareketlerinizi ona göre ayarlarsınız. Kendinize yakın bir rolü çıkarmak daha zordur çünkü bir nevi kendinizi oynama dehlizine düşebilirsiniz. Bir oyuncu için kötü bir şeydir kendini tekrar etmek. Kendini, karakterin dışında Volkan’ı daha fazla ön plana çıkarırsa bu sefer tiyatronun temeline, oyunculuğun temeline dinamit koymuş olur. Ben bunu, gelen eleştirilerden de anladığım kadarıyla iyi kıvırdığımı düşünüyorum. Sağ olsunlar çok fazla olumlu eleştiri aldım. Olumsuz eleştiri ya benim kulağıma gelmedi ya da çok az geldi. Seyircinin sevmeme hakkına sonuna kadar sahip çıkarım. Hayatı anlamlandırma anlamında Angel ile Volkan aşka da böyle, meslek yaşantılarına da böyle paralel bakıyorlar. Son oynadığım oyun En Kısa Gecenin Rüyası’nda Puck karakteri ve Philostrate’yi oynuyorum. Çok keyifli benim için çok hoş bir alanı var. Seyirci ile birebir ilişki kuran, seyircinin gözünün içine bakan, onunla sohbet eden, onu oyununa katan bu afacanlık benim sahne üstünde çok sevdiğim bir şeydir. Açık biçim oyunlarda çok daha iyi hissederim kendimi. O dördüncü duvarın olmadığı oyunlarda kendimi çok daha iyi ifade ettiğimi düşünürüm. Bu anlamda oynadığım bütün roller benim için keyifliydi.

volkan-yosunlu-en-kisa-gecenin-ruyası

BULGAR YAZAR STEFAN TSANEV’İN OYUNUNDA DİZİ VE SİNEMA FİLMLERİNİN SEVİLEN YÜZLERİ MERT FIRAT, VOLKAN YOSUNLU VE ÖZNUR SERÇELER, YENİMAHALLELİLER İÇİN PERDE DEDİ. (İHA/ANKARA-İHA)

İSTANBUL1881: Bitirme teziniz var mıydı? Hangi oyun üzerineydi?

VOLKAN YOSUNLU: Athol Fugart’ın ‘Ada’ oyunuydu. Bizim okulun sevdiğim şeylerinden biri de odur. Biz tezi çok ciddi yaparız. Lisans tezi olarak hepimiz neredeyse birer kitap yazıp çıkarız. Çünkü sadece oyunculuk anlamında değil; biz işin kuramsal kısmını, sahne düzlemini, planını, dekor tasarımını, kostüm tasarımını, rejisini hepsini birlikte veririz o tezin içinde. Bu tez için de Athol Fugard’ın Ada oyununda Winston karakterinin incelenmesi yetmez. Bir başlık koyulur, felsefi bir başlığı mutlaka olur tezin. Mesela benim tez başlığım şuydu: ‘Bireyin Kimliksizleştirilme Sürecinde Zor Unsuru Olarak Kullanılan Cezaevlerinin Athol Fugard’ın Ada Oyunundaki Winston Karakteri Üzerinden İncelenmesi’. Bu şimdi sizi derya deniz bir şeyin içine sokuyor, sorumluluğun içine sokuyor. Ben bu tezi yazarken birçok alanda okumalar yaptım, cezalandırma tarihini okudum, bunların nasıl bir süreçten geldiğini, o tarihsel süreçte nasıl farklılaştığını, Rönesans döneminde, Reform döneminde nelere dönüştüğünü, daha sonraki bilgi çağında nelere dönüştüğünü, hapishanenin doğuşuna kadar hatta hapishanenin nasıl örgütlendiğini araştırdık, tartıştık. Doğal olarak önce bir bireyi tanımlayacaksınız, ondan sonra kimliği tartışacaksınız ondan sonra zor aygıtını, devletin zor aygıtını, şiddeti tartışacaksınız. Üstüne bir de o oyunda bütün bunları tartışacaksınız. Dolayısıyla böyle bir kitap yazıp çıkıyorsunuz okuldan. Benim tezimde buydu.

İSTANBUL1881:Şu anda hep oyunculuk aşamasındasınız bundan sonra bir oyun yazmak ya da var olan oyunlardan birini uyarlayıp sahnenin önünde değil de arkasında olmak gibi planınız da var mı?

VOLKAN YOSUNLU: Tabii ki düşündüğüm birçok şey var ama kendimi bu anlamda yetkin hissetmiyorum. Yapanlara çok büyük saygım var ama ben oyunculuk konusunda uzmanlaşmak istiyorum. Oradaki sürecim hala devam ediyor ve hayatımın sonuna kadar devam edecek, bunu da beylik bir laf olarak söylemiyorum gerçekten hayatımı böyle yaşıyorum. Sahnede bulunduğum her an yeni bir şeyler öğreniyorum. Asıl alanım benim hep oyunculuk olacak. Ama okuduğum bir öyküden etkileniyorum ve onu acaba sinema filmi olsa nasıl olur ya da acaba bir tiyatro metnine nasıl dönüşür gibi denemelerim var, aklıma gelenleri de ufak ufak not alıyorum. Ama mutlaka bu işte benden çok daha iyi bilen birinin denetiminde çıkarım bu yolculuğa. En azından o kalem kırılana kadar denir ya, sanırım hayatımda beni etkileyen iki üç hikayeyi en az realizasyon sürecine getirene kadar iyi uzmanlarla, bu alanda uzman dostlarımla çalışıp belki son beşinci altıncı projemi kendi adıma yapabilirim. Böyle bir isteğim var tabii ki. Yönetmenliği seviyorum. Yönetmenlik konusunda deneyimlerim oldu ve bu anlamda kısmen iyi bir yola gireceğimi düşünüyorum. Asla bir yönetmenim diyemem o da bambaşka bir alan çünkü bambaşka bir deneyim ve bilgi istiyor. Şu an belki de doğru zamanı bekliyorum.

volkan-yosunlu-parkta-guzel-bir-gun-2

İSTANBUL1881:Tabii bir şeyler üretebilmek için bazen doğru zamanı beklersiniz.

VOLKAN YOSUNLU: Kesinlikle. Ama benim kariyer planlamamda temelde hep oyunculuk olacak bu belli.

İSTANBUL1881: Bir oyuncu olarak siz sahnedesiniz, biz izleyiciyiz. Biz izleyici olarak sizleri değerlendiriyoruz ama sizler bizleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk izleyicisinin bakış açısı, yorumlarındaki nitelik sizce nasıl?

VOLKAN YOSUNLU: Türkiye insanı neyse Türkiye izleyicisi de öyle. Bu sadece sizin ne beklediğinizle alakalı. Ben şöyle bir yük yüklemek istemedim hiçbir zaman seyirciye: Şunu nasıl anlamazlar? Şunu niye böyle izlemezler? Yönetmen olarak, ekip olarak, oyuncular olarak biz bunu size şunu şöyle anlatmak istedik, algılamadınız gibi mesafe koyan, entellektüel şiddet uygulayan kişi değilim. O yüzden ben seyircinin değerlendirmesini yaparken ‘anlamadılar galiba ya da bizim o kadar katmanlı kurduğumuz şeyin sadece bir boyutunu gördüler, ne kötü’ gibi cümleler hiç ağzımdan çıkmadı. Çünkü bunun bir entelektüel şiddet olduğuna inanıyorum. Anlamayabilir. Hiç o gözle bakmayabilir. Tamamen bunu eğlence olarak görebilir, bu da haktır ve bunu yapabilir. Benim resim sanatına bakış açım, bilgi birikimim yüzde otuzsa, yüzde otuz kadar algılayabilirim bir sergideki resimleri. Ama sanat tarihçileri, uzmanlar oradan neler neler çıkartırlar ve ben onların hiçbirini göremem. Ancak bu durum benim bir resimden coşku duymamı, etkilenmemi engellemez. Belki ben sadece renklerini severim o resmin; halbuki ışık, gölge tekniği çok iyidir ama ben bunu fark edemem. Perspektifi çok iyidir ya da perspektif kırılmasını çok iyi yerleştirmiştir, kendi akımının içinde çok öncü bir ressamdır ya da çağdaş resimde bambaşka bir tekniği koymuştur ve ben bunların hiçbirini görmem ama sadece bir rengi çok etkileyebilir ve o resmi ben böyle yaklaşabilirim. Seyircinin de aynı hakka sahip olduğunu düşünüyorum tiyatroda. Bu nedenle seyircinin kendi kalıplarında, kendi birikimleriyle izlediği şeye saygı duyuyorum.

İSTANBUL1881: Tiyatrocusunuz ama ne sıklıkla oyun seyrediyorsunuz? Bu da çok önemli.

VOLKAN YOSUNLU: Çok az. Açıkçası izleyemememin en büyük nedeni yoğun bir oyun programına sahip olmam. Benim oyun günlerim diğer ekiplerin de oyun günleri olduğu için izleme imkanı yakalayamıyorum. Benim oyunumun olmadığı günlerde de çok az oyun oluyor. Çünkü tiyatroların seyirciyle buluşma noktaları genellikle, cuma cumartesi ve pazardır. Ondan sonra perşembe ve çarşamba ikinci derecede seyirci ile buluşabileceği günlerdir. Biz buralarda zaten oyun oynadığımız için çok fazla izlemek istediğim projeleri hala izleyemedim. Bir yandan iyi, bir yandan kötü bir yanı var bunun. Sanat Mahal olduktan sonra da özellikle ben İstanbul’da oyun oynamadığım günler gelip buradaki diğer işleri güçleri ve SanatMahal’in kurumsallaşması ve yaşamını sürdürmesi için çaba sarf ettiğim için buraya gelince de oyun izleyemiyorum haliyle.

İSTANBUL1881: SanatMahal’den hep söz ediyoruz ama SanatMahal’i şu anda bilmeyenler var. Sanat Mahal’in kurulma hikayesi nedir ve özellikle Bursa’da açılma sebebi nedir?

VOLKAN YOSUNLU: Kurulma hikayesi aslında bizim Mert Fırat’la okul zamanlarından kurduğumuz bir fikir. Mert, benim iki dönem alt sınıfımdaydı. Ben ikinci sınıftayken o okula girdi ve o günden bu güne dostluğumuz muazzam bir şekilde sadece iyi arkadaşlıktan öte birlikte üretime gitti. Okul zamanları, Halkevleri Bilim Sanat Atölyesi’nin kurucularındandık. O dönem, o çalışmaları birlikte yürüttük. Mert, bu ekibin içindendi. O günlerden bu güne biz Mert ile sürekli ne yapabiliriz, birlikte neler oluşturabiliriz diye düşündük. İkimizin hemen hemen tiyatroya, hayata ve sanata bakış açımız çok paralel hatta neredeyse aynı çizgide diyebilirim. Biz hayatımızı böyle paylaşarak büyüdük. 2002’den bu yana on dört yıldır böyle bir dostluğumuz var. Okul zamanlarından gelen bir fikirdi aslında. Daha sonra işte Mert’in kendi kariyeriyle ilgili planları devam etti, benim kendi hayatım devam etti ama sonunda Moda Sahnesi açılırken Mert beni önerdi Moda Sahnesi ekibine. Sağ olsunlar onlar da beni aralarına kabul ettiler ve oradaki projeler devam etti. Biz sürekli, hayatta belli modeller oluşturmak istiyoruz, sanatla hayatın kesiştiği noktaları, kendi fikrimiz ile yıllardır tartıştığımız şeyin gerçek olmasını istiyoruz. Bunun için bir çatıya ihtiyacımız vardı. Ben Moda Sahnesinin sadece oyuncusuyum. Oranın bambaşka, çok güzel bir yapılanması var. O yüzden orada yapabileceğimiz şeyler vardı, yapamayacağımız şeyler vardı. Hepimizin istediği bir düşlem vardı, o düşlemi burada düzlem haline getirdik açıkçası. Çatısını oluşturduk. Hikayesi bu aslında. Çünkü hayata dair söyleyeceğimiz sözler var. Sanata dair birikimlerimiz var ve o birikimleri paylaşmak istiyoruz. Bir sanat hareketi nasıl olur, seyirci nasıl değişir, nasıl dönüşür, seyirci sayısı nasıl arttırılır buna dair projelerimiz var ve bu projeleri gerçek kılmak için bir çatıya ihtiyacımız vardı. O çatı, burası oldu. Bursa oldu, SanatMahal oldu. Neden Bursa oldu sorusuna gelirsek biz bu işi bilmiyoruz. Bizler oyuncularız, çeşitli deneyimlerimiz var ama buranın bir işletme olarak kendi düzleminde bir sürü şeyi var. Oradaki kendi organizasyon yeteneğimizi görmemiz lazımdı. Bu iş için de Bursa, iyi bir olanaktı. Çünkü İstanbul’a operasyonel kabiliyeti daha yakın olmasından kaynaklı bir kolaylık sunuyordu bize. Bursa sosyolojik olarak, ekonomik olarak, politik olarak Türkiye’nin küçük bir mikrosu. Burada yaptığınız şey, oluşturduğunuz değer başka bir şekilde başka yerlere model olabilir. Bunları deneyimlemek için maddi yatırım ve ölçek anlamında İstanbul şartlarına göre daha korunaklı bir yerde duruyor. Bu durumun da şüphesiz bir etkisi oldu. SanatMahal fiziki yapısı olarak çok uygundu buna. Sadece iyi bir yapısal değişimle, teknik dönüşüm ile güzelleşti. Buna emek harcadık. Buranın hikayesi budur.

İSTANBUL1881:Başka şehirlerde böyle oluşumlar açmayı düşünüyor musunuz? Sanat Mahal adıyla mı açılacak?

VOLKAN YOSUNLU: Biz burada bir anlayış yaratmak istiyoruz. Sanat Mahal sadece bir binadan ibaret değil, bir sanat anlayışı. Bu sanat anlayışının bütün donelerini doğru düzgün oluşturabilirsek, doğru yapılanmaları kurabilirsek başka şehirlere taşıyabiliriz. İlla ki başka şehirlerde bir binası olması gerekmiyor. SanatMahal’in Çocuk Birimi çalışmalarını yürütüyoruz şu an, bir Çocuk Birimi oluşturuyoruz. Çocuk çalışmalarını yürütecek, içinde ressamın, müzisyeninin, illüstratörünün, tiyatrocusunun, koro şefinin olduğu bir ekip kuruyoruz. Bu ekip, illaki SanatMahal’in çatısında olacak diye bir şey yok. Başka bir ilde ortaklık kurabileceğimiz, bu anlayışı sahiplenebilecek başka çatılar altında bu anlayışı devam ettirebiliriz SanatMahal olarak. Bizim istediğimiz şey aslında bu. Yoksa öbür türlü hamburgerciden farkınız olmaz. Nitelik olarak aynı şekilde, aynı formatta ve aynı düzlemde ilerleyemezseniz o anlayışı sürdüremezseniz, kalitesini sürdüremezseniz bir sürü binanızın olmasının hiçbir anlamı yok. O binalar işlevsizleşir.

volkan-yosunlu-parkta-guzel-bir-gun

İSTANBUL1881: Tiyatro festivallerinde ya da herhangi bir tiyatro oyununda, insanların ünlü isimler olduğu için oyun seçtiğini görüyoruz. Bu durumun artık Türkiye’de kırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

VOLKAN YOSUNLU: Biz bu konuda istediğimiz kadar kahrolalım, kırılalım bu iş, popüler bir iş. Tiyatro popüler yapılan bir şey. Popülerin, hayatını daha az çabayla devam ettirdiği bir süreci yaşıyoruz. Ancak bu durum, ünlülerin olduğu tiyatrolar gayet iyi,diğerleri çok kötü anlamına gelmiyor. Bahsettiğim şey, sadece ne kadar bedel ödemeye hazır olduğunuzla alakalı bir şey bu. Nice tiyatro var, nice ekip var çok kaliteli işler yapan, nitelikli oyunlar sergileyen. Hem oyuncular hem reji hem metin çözümlemesi anlamında harika işler çıkartan ekipler var ama maalesef seyirci ile bulaşamıyor dediğiniz nedenlerden ötürü. Seyircinin ilgisinin değişme süreci maalesef bizim tiyatro dünyasının tek başına yapabileceği bir şey değil. Bu bir eğitim problemi, bir popüler kültür problemi, bu bir okur yazarlık ilişkisi problemi. Bunların hepsinin yapısal olarak dönüşmesi süreci maalesef bizim için biraz geç işliyor. Ama bunun için seyirciye kızmak, yanlış geliyor bana. Mesela Moda Sahnesi bunun iyi örneklerinden biri Türkiye için. İçinde popüler oyuncular var, dizi ve sinema sektöründen tanınan oyuncular var. Ama Moda Sahnesi bunu ahlaksızca yönetmiyor. Ünlü tiyatrosu yapmıyor en önemlisi. Sağlam metinler, sağlam reji, sağlam oyunculuk ile bunu harmanlayıp tiyatronun o popüler gücünden pay kazanabiliyor. Çok sağlam metinler seçilebiliyor, Roberto Zucco diye bir oyun oynayabiliyor. Çok ağır bir metindir. Seyri zor bir metindir ama bunu çok usturuplu bir şekilde seyirci ile buluşturabiliyor. Bazı tiyatrolar var, içinde hiç ünlüsü yok ama kendisi bu örgütlenmesini yaratıp elli altmış kişilik salonlarda hemen hemen ayda yedi temsili dolu oynayabiliyorlar. Sadece popülerleşemiyorlar, bu işten hakkıyla yeterince para kazanamıyorlar. Bu da onların seçimi zaten. Seyirciye kızmamak, küsmemek gerekiyor. Bir de ben böyle bir lüksümüz olduğuna inanmıyorum, uzaydan seyirci gelmeyecek bize.

İSTANBUL1881: Eşik yöntemi ile aşılabilecek bir şey galiba.

VOLKAN YOSUNLU: Moda Sahnesi bence bu anlamda iyi bir eşik tanımı yapıyor. Diyor ki benim kadromda, kurucularım arasında Timur Acar, Onur Ünsal, Mert Fırat, Ulaş İnan Torun var. Bunlar bilinen insanlar, gişesi olan insanlar. Bunlar sulu zepken bir komediyle insanların karşısına çıkmıyor. Çok ciddi metinler, çok ciddi oyunculuklar ve ciddi bir rejiyle bir şey sunuyor ve seyircinin o kırılmasını yaşatıyor. Ben kendi adıma seyircilerle sohbet ederken şu cümleyi çok duydum: ‘Biz sizi hiç bilmiyorduk, tanımıyorduk ama Moda Sahnesinde sizi izledikten sonra ben sizin bir sonraki oyununuza da geleceğim.’ İşte kırılma böyle yaratılır. Bu doğru işlediğinin, iyi işlediğinin ve oradaki zekanın, emeğin karşılığını aldığının göstergesidir. Moda Sahnesi bu yöntemi kullanmasaydı, Mert Fırat’a güvenseydi sadece, Mert Fırat’ın yanına kötü oyuncuları yerleştirseydi, nasıl olsa Mert var gelir seyirci deyip devam etseydi biz Bütün Çılgınlar Sever Beni oyununu üç sezondur oynayamazdık. Üç sezondur bizim bütün oyunlarımızda salon tamamen doluyor. Bunun sebebi sadece Mert Fırat değildi, olamazdı. Mutlaka rejinin, oyunun, diğer oyuncuların da bütünlüğü var bu işte. Mert’in popülerliği katalizörlüktür. Hem tiyatro açısından hem Mert’in partneri olarak benim açımdan çok pozitif bir şeydir. Bunu çok pozitif değerlendirmek lazım. Mert’in popülerliği sayesinde en basitinden söyleyeyim biz bir sürü yere turne yaptık. Çünkü Volkan Yosunlu isminin yazdığı bir afiş dikkat çekmiyor, çok doğaldır, insanlar beni tanımıyorlar. Tanımadıkları için suçlu değiller ama Mert Fırat’ın oyunu diye geliyorlar. Orada başka bir oyun izliyorlar ve beni tanımış oluyorlar. Bu benim için ne kadar pozitif bir şey.

İSTANBUL1881: Tiyatro tarihimize baktığımızda geleneksel Türk tiyatrosuyla başlayan daha sonra modern tiyatroya kayan bir geçmişimiz var. Modern tiyatroyu da incelediğimiz zaman ilk modern tiyatromuzun dahi geleneksel Türk tiyatrosundan beslendiğini görüyoruz. Geleneksel Türk tiyatrosu olmasaydı bugün modern tiyatro olmazdı ya da eksik kalırdı diyor musunuz?

VOLKAN YOSUNLU: Dil Tarih Fakültesi başından beri söylediğim gibi geleneksel Türk tiyatrosuna çok değer veren bir ekoldür. Köy seyirlik oyunlarından meddaha, açık biçim oynama tarzını çok sahiplenir ve bunu yüceltir. Türkiye coğrafyasındaki tiyatroya baktığınızda iki tane dönem görüyorsunuz. Biri geleneksel dönem, birisi de Tanzimat’tan sonra cumhuriyet dönemi ile birlikte gelen Batı tarzı tiyatro. Ülkenin dönüşümü sırasında tabii ki tiyatro da bundan nasibini aldı. Muhsin Ertuğrullar, Karl Lebertler Batı tarzı tiyatroyu bu topraklarda egemen kıldılar. Bu bir yarılmaydı. Bunun pozitif olduğu kadar negatif yönleri de var. Tiyatroyu bizim bildiğimiz meydan kültüründen, her yerin seyirlik olmasından çıkartıp salonlara, çerçevenin içine koydukları için dezavantajlar yaşattılar, bir kırılma yaşattılar. Bugün iktidarların vesairelerin bunlar sanatçıdır, halkın dilinden anlamazlar dediği eleştiriler ta o günden bugüne geliyor. Maalesef halkın içinden kopartılıp salonlara tıkılan tiyatro bu ülkede çok değeri kaybettirdi. Ama bir yandan da silemedikleri bir öz devam etti hep altta. Mesela Dil Tarih geleneği, Dil Tarih geleneğinden çıkan yönetmenler bunu devam ettirdiler. Deve Kuşu Kabere’yi ne yapacağız şimdi. Yediden yetmişe hala herkesin çok büyük keyif aldığı biçimdir. O bir tuluattır. Gelenekten gelir. Onu silemedi mesela, Ferhan Şensoy’u silemedi. Birçok yönetmeni Ayşe Emel Mesçi’yi silemedi ya da dediğim gibi birçok kendini böyle var eden, geleneksel kodların modern toplumla art arda birleştiren, örneklerini oluşturan tiyatroları yok edemedi. Negatif etkisi de var pozitif etkisi de var ama dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Biz meydan sahnede var ettik kendimizi. Bizim köklerimiz meydanda, bizim köklerimiz sokakta, halk içinde, eğlencede, taziyede, düğünde. Bizim bu kodlar üzerinde kurduğumuz bir geçmişimiz var ve biz Akdeniz toplumu olarak kısmen Ortadoğulu olarak kısmen Asyalı olarak buranın coğrafyası bu kodları asla içinden söküp atamaz, tamamen yok edemez. Dikkat edin Batı tarzı tiyatro biçimlerinin iyi örnekleri değer bulurken aynı zamanda bu kodları işleten ve sahiplenen geleneksel değerler de hala değer buluyor bu topraklarda. Güzel olan da bu zaten.

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

Atatürk’ün İnsan ve Kadro Yetiştirme Politikası

Atatürk’ün İnsan ve Kadro Yetiştirme Politikasına Yakından Bakış! Atatürk, Osmanlı Devleti zamanında yetişmiş eski kültürün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.