Anasayfa / Atatürk / Atatürk, milli terbiye ve öğretmenler

Atatürk, milli terbiye ve öğretmenler

Atatürk‘ün Samsun Öğretmenlerine hitaben yapmış olduğu konuşmayı sizlerle paylaşmak isteriz. Bu konuşmanın Türkçeleştirilmiş metni aşağıdaki gibidir. Atatürk’ün milli terbiye ifadesinden neler anlamamız gerektiğini ve toplumun temellerini inşa eden öğretmenlerin ne denli önemli olduğunu bir kez daha anlamamıza yardımcı oluyor. Çok büyüksün Atatürk! Sizi sevgi ve hürmetle anıyoruz.
atatürk ve öğretmen

SAMSUN ÖĞRETMENLERİYLE KONUŞMA (22 EYLÜL 1924)

Sayın Bayanlar ve Baylar,

Bu çay ziyafetini düzenleyenlere özellikle teşekkür ederim. Bu fırsat beni Samsun’un çok aydın bir çevresinde bulundurmuş oldu. Bu fırsat beni beyinleri ilim ve fen ile donanış kıymetli insanlardan oluşan bir topluluğun huzurunda pek mutlu etti.

            Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki rehber ilimdir fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak gaflettir, (vurdumduymaz) cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız; ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu ana kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak demek değildir. Çok mesut bir duygu ile anlıyorum ki hitap ettiklerim bu gerçekleri anlamışlardır. Mutluluğum artıyor. Şununla ki, hitap ettiklerim eğitim ve öğretimleri altında bulunan yeni nesli de gerçeğin nurlarıyla doğumuna etkili olacak şekilde yetiştireceklerini vaad etmişlerdir. Bu hepimiz için iftihar edilecek bir durumdur.

atatürk ve öğretmen

            Hemşerimiz Hanımefendi ve ondan sonra beyanatta bulunan muhterem, hassas arkadaşlarımız uzak geçmişi çok güzel belirterek açıkladılar. Yakın geçmişin acılarını da gerçekten kalpleri parçalayacak şekilde anlattılar.

Bu vesile ile, şahsıma karşı birçok iltifatta bulunmak nezaketini gösterdiler. Bu iltifatlar samimi ve kalpten olduğu için şüphesiz çok memnunum, duyguluyum ve teşekkür borçluyum. Yalnız sizden olan bir şahsa sizden fazla önem vermek her şeyi milletin bir ferdinin kişilinde toplamak, geçmişe, bugüne ve geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumsal açıklanmasını ve ortaya çıkarılmasını böyle yüksek bir toplumun mütevazi bir şahsiyetinden beklemek elbette ki layık ve gerekli değildir.

            Memleket ve milletin hayat ve geleceğine olan sevgi ve hürmetimden dolayı huzurunuzda bir gerçeği açıklamaya mecburum. Vatandaşlar vatandaşınız olan herhangi bir şahsı istediğiniz gibi sevebilirsiniz. Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz… Fakat bu sevgi sizi, milli varlığınızı bütün sevgililerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır bunun aksine hareket etmek kadar büyük bir hata olamaz. Bir millet için, bir milletin varlığı, bir milletin şeref’i ve haysiyeti, bir milletin büyüklüğü için bu kadar hata olamaz. Ben mensup olduğum büyük milletimin böyle bir hatayı artık yapmayacağına dair tam bir güvene sahip olmakla rahatım ve bundan öğünç duyarım.

atatürk ve öğretmen

atatürk ve öğretmen

atatürk ve öğretmen

            Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler bundan beş, beş buçuk yıl önce milletin esas vatanı, ümitsiz felakete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdan, namus, haysiyet yönünden yükümlü oldukları görevi yapmak durumunda kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları zorunlu idi, vicdani idi, insani idi, milli namus idi. Ben bu kutsal esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk milletinin gerçek hiçbir ferdi bu gerekleri dışımda hareket edemezdi efendim. Ben elbette bu üzücü manzara karşısında vicdanımın emirlerine karşı milli namusumuzun aksine hareket edemezdim. Mensup olmakla iftihar ettiğim yüksek toplumun yüksek haysiyetine elbette aykırı hareket edemezdim. Bence mensubu olmaktan onur duyduğum milletin hiçbir ferdi bu namus gereğinden asla sapmamıştır. Aziz namuslu vatandaşlar, emin olunuz eğer bunun dışında gösterilenler varsa onların kalb ve vicdani milletimizin müşterek nezih, temiz vicdanından hiç ilham almamış, kapkara sefil vicdanlardır.

Bizim milletimiz derin, köklü bir geçmişe sahiptir. Milletimizin hayat eserlerini düşünelim. Bu düşünce bizi elbette altı yedi asırlık Osmanlı Türklüğünden, Selçuk Türklerine ve ondan önce bu devirlerin her birine eşit olan ne büyük Türk devirlerine götürür. Bütün bu zamanlarda dikkat buyurunuz Türk kendi ruhunu, benliğini, hayatım unutmuş; nereden geldiği belirsiz bir takım başkalarının şuursuz vasıtası olmak durumunu düşmüştür. Türk milleti kendi benliğini, kendi dimağını, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve varlığı ile herhangi maksada, neticesi hor görülmek olan, esaret olan karşılık beklemeksizin köle olmaya götüren küçük kıymetsiz bir hedefe sürüklenmiştir. Maalesef milletin bu dikkatsizliği çok uzun sürdü, bu yüzden her türlü yoksulluklara ve mahkumiyetlere uğramaktan kendini kurtaramadı. Gösterdiği bütün itaatkarlılığı aldığı milli olmayan terbiyenin gereği olduğunu fark etmeksizin sağlam bir terbiyenin eseri olduğu kanaatiyle uyguluyordu. Esas terbiye, hedef ve esası belli olan terbiye ne büyüktür. Bu hususta tutulan yol yanlış ise koskoca bir millet güvendiği ve inandığı kitaplardan; mukaddes kitapları şahit göstererek rehber olduklarını iddia edenlerin sözlerine inanarak yürürlerse ve bu yürüyüşün istikameti kendileri yıkılmaya ve çok olmaya götürürse, kabahat bu yolu takip eden nezih, güzel, ahlaklı, fedakar, rehberlerine güvenen zavallı halktan çok, rehberlere ait değil midir?

atatürk ve öğretmen

            Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Bu soruya kısa bir cevap vermek isterim. Diyebilirim ki, bugünkü uyanışı, düne, geçmişe borçluyuz. Herhalde babalarımızın, analarımızın, biz terbiye edenlerimizin ruh ve dimağlarımızın gelişmesinde çok verimli etkileri vardır. Gerçi biz, belki burada bulunan hepimiz dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar zerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir keyfi idarenin pençesi altında idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Öğretmenler, terbiye edenler, yalnız bir noktayı dimağlarda yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi.

Benliğini her şeyini unutarak bu büyük baskı ve zorbalığa boğun eğmek, onun kulu, kölesi olmak. Bununla beraber hatırlamak lazımdır ki, o baskı altına bile, bizi bugün için yetiştirmeğe çalışan gerçek ve fedakar, öğretmenler terbiye edenler eksik değildi. Onların bize verdikleri ilim irfan elbette esersiz kalmamıştır. Şimdi burada kıymetli bir kişiye rastladım. O, benim ortaokul birinci sınıfında öğretmenim idi. Bana henüz basit şeyler öğretirken gelecek için ilk fikirleri de vermişti. Efendiler, izah etmek istiyorum ki, ilk ilham ana baba kucağından sonra okuldaki öğretmenin lisanından, vicdanından, terbiyesinden alınır. Bu ilhamın gelişebilmesi, millet ve memlekete hizmet edebilecek kudret ve kabiliyeti kazanabilmesi için, millet ve memleketi büyük, derin ilgi yaratan fikir ve duygularla her an kuvvetlendirmek lazımdır. Bu fikir ve duyguların kaynağı onun gereklerine varlığı adamayı hareket kuralı olarak kabul etmek hakiki yolda yürüyebilmek için tek esastır. Bir milletin fertlerinde hakim olması ve mutlaka uyulması gereken, milletin ortak arzusu ve toplumsal fikridir. Bir insan memleket ve milletine faydalı bir iş yaparken, göz önünden bir an uzak bulundurmağa mecbur olduğu kural, milletin hakiki eğilimidir.

atatürk ve öğretmen

            Bu nedenle, Efendiler; arkadaşımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir. Milletin ortak, bir eğilim ve genel bir fikri olduğunu inkar edenler de vardır. Bu gibileri hepiniz çok işitmemişsinizdir. Memleketimizin ve milletimizin başına bunca felaketler hiç şüphe etmemelidir ki bu düşüncesiz insanların memleketin talih ve iradesini ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir. Bir toplumun mutlaka ortak bir fikri vardır. Eğer bu her zaman ifade edilemiyor ve gösterilemiyorsa, onun mevcut olmadığına karar verilmemelidir. O gerçek hayatta mutlaka vardır. Varlığımızı bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin meydana getirdiği büyük eserden başka bir şey değildir. Arkadaşlar, bugün ulaştığımız netice şüphesiz, çok memnuniyet vericidir, ümit vericidir. Fakat bu memnuniyeti devam ettirebilmek için, ümitleri uygulama sahasına koyabilmek için bundan sonra dikkat edilecek noktalarda çoktur. Son söz söyleyen hoca efendinin ifadelerinden ilham alarak arz edeyim ki, en önemli, en esaslı nokta terbiye meselesidir. Bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı yüce bir tolum halinde yaşatan veya bir milleti esaret ve sefalete terk eden şey terbiyedir.

Terbiye kelimesi yalnız olarak kullanıldığı zaman herkes kendine göre bir anlam çıkarır. Ayrıntıya girişilirse terbiyenin hedefleri, amaçları çeşitlenir. Mesela dini terbiye, milli terbiye, milletlerarası terbiye… Bütün bu terbiyelerin hedef ve gayeleri başka başkadır. Ben burada yalnız yeni Türk Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği terbiyenin milli terbiye olduğunu kesinlikle ifade ettikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım. Yalnız işaret ettiğim manayı kısa bir örnek ile açıklayalım.

            Yeryüzünde üç yüz milyondan fazla Müslüman vardır.

            Bunlar ana, baba, hoca terbiyesiyle, terbiye ve ahlak almaktadırlar. Fakat maalesef gerçek olay şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun esaret ve horgörü zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu esaret zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetlerini vermemiştir, veremiyor. Çünkü terbiyelerinin hedefi milli değildir.

80dcdata_atam88_1_01

            Milli terbiyenin demek olduğunu bilmekte artık bir karışıklık ve yanlış anlama olmamalıdır. Bir de milli terbiye esas olduktan sonra onun dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zorunluluğunu tartışmak gereksizdir. Milli terbiye ile geliştirilmek ve yükseltilmek istenen genç beyinleri bir taraftan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali fazlalıklarla doldurmaktan dikkatle kaçınmak lazımdır.

            Bu toplantıda söylenen sözler o kadar hislenip, duygulanmama sebep oldu ki, kulağımda o kadar ilahi bir uyum meydana getirdi ki, bunu bozmamak için bir kelime bile söz etmek niyetinde değildim. Fakat karşınızda bulunmanın ruhunda meydana getirdiği zaptedilemeyen memnuniyet beni hislerimi ve düşüncelerimi açıklamaya yöneltti.     

Kaynak: Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası, Kültür Kitap Yayınları, Kitap 1,

Hakkında istanbul1881

istanbul1881
İstanbul. Tek renkle ifade edilemeyecek kadar zengin, tek kokuyla anlatılmayacak kadar çekici ve asla kaybedilemeyecek kadar değerli... İstanbul 1881, İstanbul’un büyüleyici renkleri ve baş döndüren kokularını saygı duyduğumuz ve kaybetmek istemediğimiz tarihi değerlerle harmanlayarak yaratıldı. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Lütfen kontrol edin

İstanbul1881 Etsy Mağazası Açıldı…

Dünyanın Her Yerinden Etsy Aracılığıyla Alışveriş İmkanı İstanbul1881’in Etsy mağazasını mutlaka ziyaret edin: https://www.etsy.com/shop/istanbul1881?ref=search_shop_redirect

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.